(4077 S. K. m. 4)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacılar, davalıdan devre mülk satın aldıkları düşüncesi ile sözleşme yaptıklarını, sözleşmede tatil yapılacak yer ve zamanın belli olmadığını, böylece hataya düşürüldüklerini öne sürerek, sözleşmenin geçersiz sayılmasına ve 4190 doların ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iki yıllık hak düşürücü sürede açılmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki 9.7.1996 tarihli sözleşme, her ne kadar devre tatil sözleşmesi olarak yapılmış ise de bu sözleşmenin devre mülk tapusu verme vaadi içerdiği ikinci maddesinin yanıltıcı nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Devre tatil sözleşmesi başlığı ile imzalanan sözleşmede bu şekilde yanıltıcı beyan ve taahhütlere yer verilmesi, alıcıları aldatma amacına yönelik olup, bu haliyle de sözleşenlerin sözleşme konularında iradelerinin birleştiği, dolayısıyle sözleşmenin geçerli bir şekilde kurulduğu söylenemez.
Diğer taraftan sözleşmede 30 Ekim ile 1 Mayıs arasındaki bir haftanın satıldığı açıklanmakla, bu tarihler arasındaki haftayı belirleme yetkisi münhasıran davalıya bırakılmış olmaktadır. Davalıya başvuru tarihi olarak sözleşmede belirtilen 1 Mart tarihi ise anılan tarihler arasındaki bir tarihtir. Dönem başlamadan önceki 1 Mart tarihinin kasdedildiği de açık değildir. Nitekim, davacıların bu tarihi esas alarak yaptıkları başvuru, davalı tarafça yer doluluğu nedeniyle yeniden başvuru yapılması gerekçesiyle geri çevrilmiştir. Bu şekliyle ilk başvurunun veya sonraki başvurulacak tarihlerinde açık ve net olarak amaca uygun olarak sözleşmede yer almamasının da yanıltma, aldatma amacına yönelik olduğunun kabulü gerekir. Kaldı ki sözleşmede sitedeki tatil yapılacak yerde belirtilmemiştir. Bununda anlamı, yine davalı tarafın uygun görebileceği bir yer şeklindedir.
Davacılar, sözleşme düzenlenirken hataya düşürüldüklerini, aldatılmış olduklarını öne sürmüşlerdir. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'da hüküm bulunmayan hallerde B.K. hükümlerinin uygulanması gerektiğinde tereddüt edilmemelidir. Anılan 4077 sayılı yasada hata, hile nedenine dayalı sözleşmenin iptali davalarında uygulanması gereken özel hükümler bulunmadığına göre davadaki uyuşmazlığın B.K. hükümleri uyarınca çözümlenmesi gerekir. Mahkemenin ayıplı mal satımına ilişkin 4077 sayılı yasanın 4. maddesindeki 2 yıllık zaman aşımı süresini esas alarak davayı reddetmesi o nedenle doğru değildir.
Davacıların, somut olayın özelliği itibariyle hataya düşürüldüklerini, aldatıldıklarını en erken davalının ilk başvurularının geri çevrildiği tarihte öğrendiklerinin kabulü gerekir. 12.3.1998 olan bu tarih ile davanın açıldığı tarih arasında da B.K.nun 31. maddesinde öngörülen bir yıllık süre geçmemiştir. Bu durumda işin esasına girilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken somut olayın özelliğine sukutu hak süresi yönünden uygun düşmeyen gerekçelerle dosyanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle temyiz olunan mahkeme kararının davacılar yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 06.03.2000 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy