(4077 S. K. m. 8, 9, 23) (818 S. K. m. 31)
Dava: Taraflar arasındaki iptal davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacılar avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalılar vekili avukat Cüneyt Hıracan geldi davacı taraftan kimse gelmediğinden onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacılar, davalı şirket elemanları tarafından görüşmeye çağrılarak sözleşme imzaladıklarını, bu sözleşmenin Kat Mülkiyeti Kanunu'na aykırı olduğu için devre mülk tapusu almalarının imkansız olduğunu, cayma bildirimi belgesi de verilmediğini öne sürerek, sözleşmenin iptaline, ödenen 4370 dolar ve 5.000.000 liranın tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, bu sözleşmeye 4077 sayılı yasanın uygulanmayacağını, sözleşmenin toplantıya davet edilerek yapılmadığını, BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini öne sürerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, sözleşmenin davalının işyerinde yapıldığının, sözleşme metninden anlaşıldığı, bu nedenle kapıdan satış sayılamayacağı, hata ve hiledeki bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
1- 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 8. maddesinin 1. fıkrasında kapıdan satışlar, işyeri, fuar, panayır gibi satış mekanları dışında önceden mutabakat olmaksızın yapılan, değeri 1.000.000 lirayı aşan, tecrübe ve muayene koşullu satışlar olarak tanımlanmıştır. Yine Kapıdan Satışlara İlişkin Uygulama Usul ve Esaslarına Dair Tebliğ'in 2. maddesinde, toplantılı (grup) satışlara da bu tebliğin uygulanacağı ve kapıdan satış olarak değerlendirileceği belirtilmiştir. Yine aynı tebliğin 2. maddesinin 2. fıkrasında, bu tebliğ kapsamındaki satışlarla ilgili olarak görüşme veya gösteri tarih ve yerinin tüketici ve satıcı, satış temsilcisi, elemanı, tanıtım görevlisi, distribütör ve benzerleri tarafından yazılı, sözlü veya benzeri yollarla tesbitinin, önceden mutabakat olarak kabul edilemiyeceği belirtilmiştir.
Mahkemece, sözleşme metninden, sözleşmenin davalının işyerinde yapıldığının anlaşıldığı kabul edilerek, kapıdan satış ile ilgili hükümlerin uygulanamıyacağı sonucuna varılmıştır. Oysa sözleşmenin II. Maddesinde, sözleşmenin Clup Flipper'ın daveti ve üyenin muaffakati ile Clup Flipper'ın işyerinde düzenlendiği belirtilmiştir. Görüldüğü gibi davacıların, davalının daveti üzerine davalının işyerine gittikleri ve sözleşmenin bu şekilde imzalandığı, sözleşmede açıkça belirtilmiş olup, bu durum yukarıda anılan tebliğ hükümleri ışığında değerlendirildiğinde, görüşme yerinin satıcı tarafından tesbiti, arada mutabakat olduğunu göstermez. Tüketiciyi bulup işyerine davet eden satıcı davalıdır. Yapılan satımın kapıdan satış olarak nitelendirilmesi için, satıcının tüketiciye giderek mal satma önerisinde bulunması gerekir. Yani alım-satım konusundaki ilk girişim tüketiciden gelmemelidir. Bu durumda sadece sözleşmenin işyerinde yapıldığından bahisle, bu satışın kapıdan satış olmadığı sonucuna varmak doğru değildir. Dava konusu satışın, 4077 sayılı yasanın 8. maddesinde belirtilen kapıdan satış olarak kabulü gerekir. Aynı kanunun 9. maddesi hükmüne göre, kapıdan satışlarda satıcı, cayma bildirimi belgesini alıcıya vermek zorundadır. Olayımızda tüketicinin haklarını belirten belge davacılara verilmemiştir. Bu şekilde eksik düzenlenen sözleşmelerden alıcılar, yedi günlük süre ile bağlı olmaksızın her zaman dönebilir.
Ayrıca sözleşme her ne kadar devre tatil sözleşmesi olarak nitelendirilmiş ise de, devre mülk tapusu verme vaadini içeren ikinci maddenin, davacılara yanıltma amacı taşıdığı anlaşılmaktadır. Davacılar devre mülk sözleşmesi yaptıklarını düşünerek, bu sözleşmeyi imzalamışlardır. Bu suretle yanıltıcı ifadelere yer verilmesi, davacıları aldatmaya matuf olup, sözleşme imzalanırken davacılar ve davalının bu yolda iradelerinin birleştiğini söylemek mümkün değildir. Sözleşmenin 2. maddesi nazara alındığında, davacılar tarafından hatanın anlaşıldığı tarihin dava tarihi olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık hak düşürücü süre dolmamıştır.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddi usule ve yasaya aykırıdır.
2- 4077 sayılı tüketicinin korunması hakkındaki kanunun 23. maddesinin 3. fıkrasında, tüketici mahkemeleri nezdinde tüketiciler, tüketici örgütleri ve bakanlıkça açılacak davaların, her türlü resim ve harçtan muaf olduğu belirtilmiştir. Bu hüküm tüketicilerin ve tüketici örgütlerinin kolaylıkla dava açmalarını sağlama amacına yönelik olup, bu nedenle dava açarken bunlar, harçtan sorumlu tutulmamışlardır. Mal ve hizmet sunan satıcıların harçtan sorumlu tutulmamasına ilişkin, yasada bir hüküm yoktur. Dava sonunda dava kabul edildiği takdirde davanın değerine göre davalının harçtan sorumlu tutulması hükmü temyiz ettiklerinde de bunlardan temyiz harcının alınması, harçlar kanununun amir hükümleri gereğidir. Davanın reddi halinde ise, davacılar harçtan muaf oldukları için bunlardan harç alınmaması gerekir.
Mahkemece bu yön gözetilmeden, davacılardan dava açarken ve temyiz sırasında harç alınması, ret karar harcı alınması da, kabul şekli bakımından usule ve yasaya aykırıdır. Karar bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda birinci ve ikinci bentlerde açıklanan nedenlerle, temyiz olunan kararın temyiz eden davacılar yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 15.05.2000 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy