(818 S. K. m. 32) (2004 S. K. m. 72)
Dava: Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, dava dışı Fehmi Tekin İyison'un verilen vekaletname ile kendisine bir cep telefonu aldığını, sonradan 22.8.1996 tarihinde iki adet cep telefonu tahsisini sağladığını, tahsis işlemlerini yaparken davalı idarenin kusurlu davrandığını ileri sürerek geçersiz sözleşmeye dayanılarak tahakkuk eden 2.119.655.000 TL fatura bedeli alacağın iptalini istemiştir.
Davalı, vekilinin yaptığı işlemlerden davacının sorumlu olduğunu bildirerek, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davacının 0542 2342193 ve 2342237 numaralı telefondan dolayı 2.119.655.000 TL borçlu olmadığının tesbitine karar verilmiş; hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacının 16.4.1996 tarihli Kayseri 2. Noterliğince düzenlenen vekaletname ile dava dışı Fehmi Tekiniyison, Neslihan Taşdelen ve Tuncay Özen'i birlikte ve ayrı ayrı olmak üzere, Türk Telekom GSM Abone Hizmetleri Müdürlüğüne müracaat ederek münhasıran abonelik işlemleri ile ilgili olmak üzere GSM hattı tesis ettirmeye yetki verdiği, bu vekaletnameye dayalı olarak da davacı adına vekaleten ilk abone sözleşmesinin yapıldığı, sonradan 22.8.1996 tarihinde de yine vekaleten aynı vekaletnameye dayalı olarak davaya konu abonelik sözleşmesinin davacı adına yapıldığı, dosyadaki belge ve bilgilerden anlaşılmaktadır. Anılan vekaletnamede, hangi numaralı telefon için yetki verildiğine dair bir açıklamada olmadığı gibi, kaç adet abonelik sözleşmesi yapılacağına ilişkin herhangi bir sınırlama da yoktur. 22.8.1996 tarihinden önce, vekillerin azledildiğine ilişkin herhangi bir iddia da davada ileri sürülmemiş ve bu olguda kanıtlanmamıştır. Öyle ise 22.8.1996 tarihinde yapılan her iki abonman sözleşmesinin Borçlar Kanunu'nun 32. maddesi hükmü uyarınca hak ve borçları davacı temsil olunana ait alacağı için davacıyı bağlar. Davada, davalının vekille işlem yapan kişi olarak sırf davacıyı zararlandırmak amacıyla vekille el ve fikir birliği içinde davaya konu sonraki abone sözleşmesini imzaladığı, kötüniyetli olduğu da belirlenmemiştir. Kaldı ki düzenlenen vekaletname, hukuki geçerliliğini sürdüren bir vekaletnamedir. Vekaletnamenin düzenlendiği tarih ve tarafların kabulünde bulunan ilk abone sözleşmesinin yapıldığı tarihlerde, bu vekaletname davalının 18.3.1996 tarihli genelgesine de uygundur. 22.8.1996 tarihli işlem tarihinden sonraki genelgelerin davalının kabulü olduğu gerekçesiyle bu olaya uygulanması da mümkün değildir. Şu durumda, ilk abonelik sözleşmesi yapıldıktan sonra, vekilin vekalet görevine son vermeyen vekaletnameyi vekil elinde bırakan davacı, vekilin kendi adına yaptığı sözleşme ile bağlıdır. Bundan dolayı salt vekilin vekalet görevini kötüye kullanması nedeniyle bir zarar görmüş ise, bunu ancak vekilinden isteyebilir. Davalıya karşı bu yönde bir talep hakkının varlığından söz edilemez. Davalının kendi içişleri ile ilgili olarak sonradan kabul ettiği genelgedeki esasları, işin başında benimsemediği gerekçe gösterilerek sözleşmenin davacıyı da bağlamayacağı kabul edilemez. Vekaletname veren davacı bunun sonuçlarına katlanmak durumundadır. Mahkemenin vekalet ve temsil hükümlerini gözardı ederek davanın reddi yerine kabulüne karar vermesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 20.04.2000 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy