(818 S. K. m. 41) (1086 S. K. m. 35)
Uyulan bozma kararında, davalı tanıklarının dinlenmesi ve davacıdan da karşı tanık delillerinin istenmesi gereğine değinilmiş olmakla, davalının red sebebi olarak ileri sürdüğü ara kararında, usule ve bozmaya bir aykırılık yoktur.
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı Leyla Nuriye Mardin avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalılar vekili avukat Keziban Hatemi ve Özdemir Pala ile davacı vekili avukat Turgut Kuran'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak, dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, davalıların ortak miras bırakanı M.Bahaettin Moltay'ın, harici sözleşmeyle 23 parsel sayılı taşınmazını kendisine satmayı ve mülkiyetini en geç 31.3.1994 tarihine kadar geçirmeyi kabul ve taahhüt ettiğini, bu sözleşme uyarınca satış bedelinin 5.000.000 DM.lik kısmını ödediğini, ancak miras bırakanın taşınmazı sonradan daha yüksek bedelle tapu yoluyla başkasına sattığını, kısa bir süre sonra da öldüğünü, davalılardan H.Tanju ve Annelise ile yapılan görüşmeler sonucunda düzenlenen borç tasfiye sözleşmesiyle bedelin 3.000.000 DM.'lik bölümünün kendisine ödendiğini, kalan 2.000.000 DM.nin bu mirasçılar tarafından da ödenmediğini, tasfiye sözleşmesi sırasında mirastan ıskat edilmiş durumda olan diğer davalı Leyla Nuriye'nin sonradan ıskat işlemini iptal ettirdiğini, böylece mirasçı sıfatı kazandığını ileri sürerek, işlemiş faiziyle birlikte toplam 2.120.000 DM.nin, dava tarihinden itibaren yıllık %24 faiziyle birlikte, fiili ödeme günündeki kur değeri üzerinden karşılığının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Leyla Nuriye Mardin, cevap dilekçesinde, davacının avukat olduğunu, tapulu taşınmazın satış vaadinin geçerli olabilmesi için noterde sözleşme yapılması gerekeceğini bildiğini, bu durumda, adi yazılı senetle yapılan vaade güvenen davacının bu vaad karşılığında 200 milyar TL.'ye yakın bir parayı üstelik makbuzsuz olarak murise teslim ettiği iddiasının gerçeğe açıkça aykırı olduğunu, tapuda bu yolda bir şerh bulunmadığı gibi, davacının bir makbuz da ibraz etmediğini, annesi ve kızkardeşi durumundaki diğer iki davalının, muvazaalı olarak davalı gösterildiklerini, bu ikisince, terekenin 12.454.000 DM. tutarındaki bölümünün zimmetlerine geçirildiğini, durumun ortaya çıkması üzerine, tereke mahkemesine verdikleri bir dilekçede, bu meblağı tahsil ve ancak murisin kendilerine olan borçlarına mahsup ettikleri yolunda beyanda bulunduklarını, daha sonra da mahsup iddiasının inandırıcı olması için bu davayı açtıklarını, ortada muvazaa bulunduğunu, borcu gösteren bir belge veya makbuzun mevcut olmadığını savunarak davanın reddini istemiş; bir belge ibraz edildiği takdirde sahtecilik suçundan şikayette bulunacağını bildirmiş; davacının 9.8.1993 günlü borç belgesini sunmasından sonraki beyanlarında ise, belgedeki imzaların, Türk Makina Yurdu A.Ş.nin antetli kağıdının sol alt tarafına alt alta gelecek şekilde beyaza atıldığını, murisin ölümünden önce şirket işleri için kullanılmak üzere anılan şirkete verilen boş kağıdın diğer iki davalı tarafından ele geçirilerek, davacı ile danışıklı şekilde, işbirliği içinde kendisine zarar vermek amacıyla doldurulduğunu, bu eylemin sahte evrak tanzimi olduğunu savunmuştur.
Diğer davalılar, her ne kadar davacı elindeki belgeyi görerek bir ödeme yapmış iseler de, olayların gelişimi ve aile içi sorunlar nedeniyle murisin borcu konusunda doğan tereddüt açısından, aslının gereği gibi incelenmesinde zaruret bulunduğunu, ancak her halükarda davacının faiz isteyemeyeceğini savunmuşlardır.
Mahkemece, bozmaya uyularak, tanıkların sözleri, isticvap ve alınan Adli Tıp raporuyla, belgedeki imzanın murise ait olduğunun sübuta erdiği, imzalı boş kağıdın sonradan doldurulduğu savunmasının kanıtlanamadığı, davacının geçersiz sözleşme nedeniyle ödediği satış bedelinin bakiyesini geri istemekte haklı bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 2.000.000 DM.nin aynen ya da fiili ödeme günündeki karşılığının davalılardan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, hüküm davalı Leyla Nuriye tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı tarafından dayanılan ve aslı dosyaya sunulan 9.8.1993 günlü borç belgesinde, davalıların ortak miras bırakanı M.Bahaettin Moltay'ın 1, 14, 23 parsel sayılı 3.916 m2. Yüzölçümlü üç parsel üzerine inşa edilmiş, köşk biçimindeki gayrımenkulünü 7.000.000 Alman Markı karşılığında davacıya sattığı, satış bedelinden 5.000.000 Markı peşin ve nakden aldığı, gayrimenkulün mülkiyetini en geç 31.3.1994 tapuda ferağ işlemlerini yaparak devredeceği, kalan bedelin tapu işleminden bir ay sonra ödenmesine muvafakat ettiği şeklinde beyan ve kağıdın sol alt köşesinde, isminin alt kısmında, alt alta atılmış üç imza bulunmaktadır.
Temyiz eden davalı Leyla Nuriye, bu imzaların miras bırakana ait olduğunu baştan beri kabul etmiş, ancak, gerçekte böyle bir belgenin bulunmadığını, diğer davalıların murisin imzasını taşıyan bir boş kağıdı elde edip, davacıyla işbirliği yapmaları sonucunda, sahte olarak düzenlendiğini savunmuş; Dairemizin 24.6.1996 gün ve 1996/6025-6378 sayılı bozma kararında, özetle, bu savunmanın sahte senet tanzimine ilişkin olduğu, savunulan olgunun BK.nun 41. maddesinde anlamını bulan haksız fiil niteliğinde bulunduğu, o nedenle olayda tanık dinlenebileceği belirtilmiş, davalı Leyla Nuriye Mardin (Moltay)ın savunmasının kanıtlanması için haksız fiile yönelik maddi olgular açısından tanıklarının dinlenmesi, davacıdan da karşı tanık delillerinin istenip dinlenmesi, gerekirse davacı isticvap edilerek belge hakkında etraflı bilgi alınması, daha sonra belgenin kendine özgü konumu da değerlendirilmek suretiyle, sol alt köşesine alt alta atılmış imzaların mekanik olup olmadığı, belge tarihi ile metin arasında uyum ve bağlantıların aydınlanması gibi, belgenin sıhhatini teknik açıdan doğrulayacak veya olumsuz etkileyecek olguların belirlenmesi için Adli Tıp Kurumu'ndan görüş alınması, hasıl olacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gereğine işaret edilmiştir.
Mahkemece tarafların tanıkları dinlenilmiş, davacı isticvap edilmiş, Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınmış, bozma kararında işaret edilen inceleme ve araştırmalar yapılmıştır.
Adli Tıp Kurumu Fizik Grafoloji İhtisas Dairesi'nden alınan 9.7.1999 günlü raporda, belgedeki alt alta atılmış üç imzanın, mürekkepli kalemle bulundukları yere direkt olarak atıldıkları, başka yerden naklin söz konusu olmadığı, yaş tayini konusunda herhangi bir yöntem bulunmamakla birlikte, tarafların beyanları, bozma ilamı ve tanık sözleri doğrultusunda belgenin fiziki olarak yapılan genel değerlendirmesinde, metin kısmındaki yazıların satır aralarının eşitliği, tüm belgedeki daktilo yazı ve rakamlarının aynı karakterde olması, hat ve aralıklarının uygunluk göstermesi, mürekkep renk tonu farklılığı içermemesi, üst bölümdeki tarih yerinde bulunan tarih rakamlarıyla başlık ve alt bölümde yer alan isim yazısının diğer metin yazılarıyla olan satır diregetleri ve mesafe ilişkisinde, ayrıca belgenin sağ ve sol kenar düzenlerinde herhangi bir gayrıtabiilik saptanmaması, şahsın evvelce başka amaçlarla imzalamış olduğu belgelerde alt alta üç adet imza atma veya belgelerin sol alt bölümlerine imza atma alışkanlıklarının olması, metin kısımlarının son bölümlerinde herhangi bir sıkışıklık veya kaçınma-çiğnememe gibi unsurlar içermemesi nedeniyle, sözkonusu belgedeki imzaların üstte yer alan metin bölümünü tasdik mahiyetinde atılmış olduğu, belgede imzaların mevcut iken üst kısmının sonradan doldurulduğuna dair bulgulara rastlanılmadığı açıklanmıştır.
Davalı Leyla Nuriye Mardin tarafından gösterilip dinlenen tanıklar, özetle, muris M.Bahaettin Moltay'ın disiplinli ve titiz bir işadamı olduğunu, şahsi işlerinde kendi antetini taşıyan kağıtlar kullandığını, kendi çıkarına olmayan durumlarda bile sözünden dönmeyen bir yapısı bulunduğunu, boş kağıda imza atmasının ve böyle bir kağıdı herhangi birine vermesinin mümkün olmadığını, yurtdışıyla ilgili olanlar dışında, hep sağ tarafa imza attığını, yönetim kurulu toplantılarında alınan kararlara alt alta üç imza attığını, davacının dayandığı belgenin murise ait olmasını mümkün görmediklerini bildirmişlerdir.
Davacı, isticvabında, muris ile taşınmazın satımı konusunda görüşüp, 7 milyon mark verebileceğini söylediğini, kendi yazıhanesinde buluştuklarını, murisin daktilo ile yazılmış bir senedi huzurunda imzaladığını, sol tarafa üç adet imza attığını, neden sağ tarafa atmadığını sorduğunda "benim prensibim değildir" şeklinde cevap verdiğini, senedi bıraktığını ve kendisinin de 5 milyon DM.yi verdiğini, ancak taşınmazı 1-2 ay sonra 10 milyon mark bedelle başkasına sattığını, ölümünden sonra paranın 3 milyon DM.lik kısmını iki mirasçıdan geri aldığını, 1986 yılına kadar avukatlık yaptığını, ayrıca İngiltere'de şirketi bulunduğunu, dolayısıyla bu paranın kara para olduğunu, bankada bulunmadığını, evdeki kasasında sakladığını, oradan getirtip murise verdiğini, ödediği parayı taşınmaz satışından elde ettiğini, murisi muteber biri olarak tanıması nedeniyle, belge olmasa bile parayı yine de verecek kadar güvendiğini bildirmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, mahkemece bozmaya uyularak toplanan ve yukarıda geniş şekilde özetlenen deliller, dava konusu borç belgesinin, imzalı boş kağıt elde edilip, sonradan üzeri doldurulmak suretiyle düzenlendiğine ilişkin davalı savunmasını kanıtlar nitelikte değildir. Bozma kararında özellikle davalı tarafın sahte belge tanzimine ilişkin savunması doğrultusunda tanıklarının dinlenmesi gereğine işaret edilmiş ve mahkemece gösterilen tüm tanıklar dinlenmiştir. Tanıkların hiçbirinin ifadesinde, imzalı boş kağıdın davacı tarafça elde edilip üzerinin doldurulduğu, böyle bir eylem ya da olgunun kendilerince bilindiği yolunda bir açıklama bulunmamaktadır. Murisin kişilik özelliklerinden ve kendilerince bilinen diğer olgulardan hareketle, böyle bir belgeyi düzenlemiş olmasının mümkün bulunmadığına ilişkin kanaatlerini ortaya koymaktan ibaret bulunan tanık sözlerinin, soyut içerikte oldukları ve davalı tarafın sahtecilik savunmasının özünü oluşturan maddi olgu yönünden herhangi bir sonuç belirtmedikleri çok açıktır. Yine alınan Adli Tıp Kurumu raporu, dayanılan borç belgesinde herhangi bir sahtecilik bulgusuna rastlanmadığı yolunda sonuç içermektedir. İsticvap edilen davacının beyanında da, davalı savunmasını doğrular bir yön yoktur. Hal böyle olunca, bozma kararında kanıtlanmasına olanak tanınması istenilen davalı savunmasının, bozmaya uyulmasından sonra toplanan delillerle de kanıtlanamadığının; o nedenle de 9.8.1993 günlü belgenin muris tarafından düzenlenip imzalandığının, davacıdan alındığı belirtilen paranın gerçekten alınmış olduğunun, satımı vaad edilen taşınmazın davacıya resmi şekilde satılmamış ve sonradan başkasına tapu yoluyla devredilmiş olması nedeniyle, davacının ödediği bedeli geri istemekte haklı bulunduğunun kabulü zorunludur. Mahkemenin bu doğrultuda sonuca varıp, hüküm tesis etmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Hakimin reddi ve buna yönelik temyiz itirazlarına gelince:
Bozmaya uyulmasından sonra, mahkemece, 6.11.1996 günlü duruşmada, davacıya tanık listesi vermesi konusunda süre tanındığı, davalı Leyla Nuriye vekilince bu ara kararının bozmaya ve usule aykırı bulunduğu ileri sürülüp dönülmesinin talep edildiği, dönülmemesi üzerine de hakimin reddedildiği, sonuçta hakimin reddi isteminin reddine karar verildiği ve bu kararın, Yargıtay 20.Hukuk Dairesince, red konusunda ileri sürülen iddiaların işin esasına ilişkin bulunduğu ve o aşamada incelenebileceği şeklindeki açıklamayla onandığı anlaşılmaktadır. Uyulan bozma kararında, davalı tanıklarının dinlenmesi ve davacıdan da karşı tanık delillerinin istenmesi gereğine değinilmiş olmakla, davalının red sebebi olarak ileri sürdüğü ara kararında, usule ve bozmaya bir aykırılık yoktur. Sonradan, dosyanın rapor tanzimi için Adli Tıp Kurumu'na gönderilmesi aşamasında, yine davalı tarafça, davacının haricen aldığı mütalaanın, mahkeme hakimince, Adli Tıp'ı etkilemek amacıyla ve kendi bilgileri olmaksızın dosyaya konulmak üzere oraya gönderildiği, bunun bir red nedeni olduğu ileri sürülmek suretiyle yeniden hakimin reddedildiği, ancak bu red isteminin, HUMK.nun 35. Maddesi uyarınca reddedilerek yargılamaya devamla hüküm kurulduğu görülmektedir. Ancak, hakimi bu gerekçeyle reddeden davalı Leyla Nuriye tarafından, aynı şekilde 20.5.1999 günlü bir harici raporun alındığı ve Adli Tıp incelemesinden önce dosyaya konulduğu da anlaşılmaktadır. Öte yandan, dosyada, Adli Tıp Kurumu'nun rapor tanziminde davacı tarafından sunulan harici rapordan etkilenmiş olduğunun kabulünü gerektirecek herhangi bir bulgu da mevcut değildir. Bu durumda, mahkemenin red istemini HUMK.nun 35. Maddesine dayanarak reddetmesinde de usule aykırılık görülmemiştir.
Gösterilen nedenler altında, temyize konu mahkeme kararı, toplanan delillere, dosya kapsamına, usule ve yasaya uygun olup, onanması gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı Leyla Nuriye Moltay'ın yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle, usule ve yasaya uygun bulunan mahkeme kararının ONANMASINA, peşin harcın onama harcından çıkartılmasıyla arta kalan 2.408.630.000 liranın temyiz eden davalıdan alınmasına, 20.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 4.4.2000 gününde oyçokluğuyla karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy