(1086 S. K. m. 284)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün taraflar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalılar vekili avukat Tahir Büyüktanır ve avukat Necmettin eşref Ertekin ile davacı vekilleri avukat Sabahattin Ertemin ve avukat Hasan Engin'in duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak, dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, asıl davada, davalıların murisi A.Rüştü Köseoğlu ile uzun yıllar birlikte inşaat işi yaptıklarını, 1993 yılı sonlarında ortaklığı tasfiye edip hesaplaştıklarını, bunun sonunda murisin kendisine 5.201.000 DM. ödemeyi, ayrıca iki dairenin mülkiyetini bedelsiz devretmeyi kabul ettiğini, buna ilişkin 1.10.1993 günlü protokol düzenlendiğini, kısa bir süre sonra 22.10.1993 günü murisin öldüğünü, davalı mirasçıların önce borcu ödemeyi kabul ettiklerini, fakat ödemediklerini, o nedenle protokol gereği aldığı senetlerden bir kısmını icra takibine koyduğunu, davalıların imzaya itirazları üzerine, imzaların murise ait olmadığı yolunda raporlar verildiğini, esasen bu senetlerin muris tarafından imzalanmış olarak kendisine getirildiğini, o nedenle diğer senetlerin takibe konulmasından vazgeçip, protokole ve ortaklık ilişkisine dayalı olarak dava açmayı yeğlediğini ileri sürerek, fazlası saklı olmak üzere şimdilik 2 milyar TL.nin; birleştirilen davada ise ,aynı protokole dayalı olarak saklı tuttuğu miktarın faiziyle birlikte ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davacının dayandığı 1.10.1993 günlü protokol ile diğer evrakların sahte olduğunu, tümünün davacı tarafından kaleme alındığını, böyle bir borcun ve daire naklinin söz konusu olmadığını savunarak davaların reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, 1.10.1993 günlü protokoldeki imzanın davalıların murisine ait olduğunun Adli Tıp raporuyla belirlendiği, protokole dayalı olarak verilen senetlerdeki imzaların murise ait olmamasının, protokoldeki imzanın da murise ait olmadığını göstermeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne, 2 milyar TL.nin davalılardan yasal faiziyle birlikte tahsiline,fazlaya dair hakların saklı tutulmasına karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
1-) Hükme esas alınan, Adli Tıp Kurumu Fizik/Grafoloji İhtisas Dairesi'nin 22.4.1999 günlü raporunun İnceleme konusu bölümünde, davacının dayandığı 1.10.1993 günlü belgeden Daktilo makinesi ile yazılmış, Protokol başlıklı 1.10.1993 tarihli, alt bölümü metin yazılarını da kapsar biçimde kısmen yanmış ve fersude durumda, imzalar ve bir kısım yazılar bir parça üzerinde, metin yazıları bir parça üzerinde olmak üzere yan yana getirilerek birbirlerine monte edilmiş iki parça halinde olduğu, sağ tarafındaki pulun kısmen kalkmış kenarından görülen, alt parçadaki daktilo makinesi yazıları ile üst parçadaki daktilo makinesi yazıları farklı oldukları görülen bir adet belge şeklinde söz edilmiştir. Her ne kadar, mahkemenin sadece belgedeki imzaların murise ait olup olmadığının belirlenmesi yönünden istekte bulunmuş olması nedeniyle, raporun sonuç kısmında, bu belgenin imzalar dışındaki yönleri hakkında bir açıklama yok ise de, yukarıda değinilen saptamaların, hem belgenin iki ayrı parçanın birbirlerine monte edilmesi suretiyle düzenlendiğini, hem de bu iki parçadaki daktilo yazılarının farklı olduğunu açıkça ifade ettiğinde kuşku ve duraksamaya yer yoktur. O yolda bir istek bulunmadığı için, Adli Tıp Kurumu'nun açıklanan hususlarda tam bir inceleme yapmadığı, sadece inceleme konusu belgenin tanımlanması anlamında bir açıklama yoluna gittiği anlaşılmaktadır. Mahkemece bu yön üzerinde durulmamış, davacı tarafından dayanılan söz konusu belgenin, iki ayrı belge metni birbirine monte edilmek suretiyle meydana getirilmiş olup olmadığı konusunda herhangi bir inceleme yaptırılmamıştır. Anılan belgenin, orijinal olarak düzenlenip muris tarafından imzalanması suretiyle değil, mevcut iki ayrı belgenin birbirine eklenmesiyle oluşturulduğunun sübuta ermesi halinde, hukuken geçerli bir borç belgesi olarak kabul edilemeyeceği çok açıktır. O halde mahkemece yapılması gereken iş, öncelikle, bu yönden Adli Tıp incelemesi yaptırılarak, 1.10.1993 günlü protokolün, tek bir kağıda, aynı anda davacı ile davalıların murisinin ortak iradelerinin daktilo ile yazılması ve altının imzalanması suretiyle mi yoksa ayrı ayrı kağıtlardaki metinlerin bir araya getirilip yapıştırılmaları suretiyle mi oluşturulduğunun tam bir açıklıkla saptanması, belgenin orijinal olmadığının belirlenmesi halinde buna itibar edilmesine hukuken olanak bulunmadığının gözden uzak tutulmaması, ortaya çıkacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesidir. Eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi usule ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2-) Birleştirilen dava hakkında olumlu veya olumsuz herhangi bir karar verilmemiş olması da kabul şekli bakımından yanlış ve bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda birinci bentte açıklanan nedenle davalılar, ikinci bentte açıklanan nedenle de davacı yararına BOZULMASINA, 20.000.000 lira duruşma avukatlık parasının karşılıklı alınarak birbirlerine ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 24.10.2000 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy