(1086 S. K. m. 187)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın açılmamış sayılmasına yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü.
Karar: Davacı,kayyım vekili olduğu kişilerin de hissedarı bulundukları taşınmazın, izale-i şüyu kararına istinaden, 11.11.1997 günü yapılan ilk satışında davalı tarafından 8 milyar TL. bedelle satın alındığını, ancak davalı tarafından 20 günlük yasal sürede satış parasının yatırılmaması ve ikinci sıradaki alıcının da satış teklifini kabul etmemesi sonucu ihalenin feshedildiğini, satış memurluğunca taşınmazın İcra ve İflas Kanunu'nun 133. maddesine göre hemen yeniden satışa çıkarıldığını, ancak talep üzerine bunun iptal edildiğini, bilahare 21.7.1998 tarihinde 3.050.000.000.TL bedelle başkasına satıldığını; iki satış bedeli arasındaki farkın faiz ve zararları ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle satış memurluğuna yaptığı başvurunun reddedildiğini, bu işlemin iptali için şikayet yoluna gittiğini, ancak Sulh Hukuk Mahkemesince bu isteğin de reddedildiğini, satış parasını süresi içinde yasal hiç bir gerekçe olmaksızın yatırmayarak satışın feshine neden olan davalının, iki satış arasındaki 4.950.000.000.TL lik bedel farkı ile, ilk ihale bedelinin yatırılmaması nedeniyle zorunlu olarak yapılan tüm masraflar ,temerrüt faizi ve doğmuş olan diğer zararlardan sorumlu bulunduğunu ileri sürerek, toplam 10.321.250.000 TL.nin ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacıların daha önce ihale bedelleri arasındaki farkın ödetilmesi istemiyle yaptıkları başvurunun reddi üzerine şikayet yoluna gittiklerini, buna ilişkin Lüleburgaz Sulh Hukuk Hakimliğinin 1998/1154 Esas sayılı dosyasında görülen davanın derdest olduğunu savunarak derdestlik itirazında bulunmuş, davanın esas yönünden de reddini istemiştir.
Mahkemece, Lüleburgaz Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 1998/1154 esas sayılı dosyasında görülen dava ile, eldeki davanın tarafları ve konusunun aynı olduğu, derdestlik bulunduğu gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Davacının kayyum vekili bulunduğu dört kişinin hissedarı oldukları 35 parsel nolu taşınmazdaki ortaklığın satılarak giderilmesine dair mahkeme kararının kesinleştiği,bu karara istinaden taşınmazın satış memurluğunca satışa çıkarıldığı, 11.11.1997 günü yapılan ilk satışın 8 milyar TL. bedelle davalı üzerinde kaldığı, ancak yasal süresi içinde davalının bedeli yatırmadığı, bilahare, yasal prosedürlerden geçilmek suretiyle taşınmazın 21.7.1998 tarihinde 3.050.000.000.TL bedelle başkasına satıldığı; bunun üzerine davacının, iki ihale bedeli arasındaki farkın davalıdan tahsili için satış memurluğuna 23.7.1998 günlü dilekçeyle başvurduğu, istemin 7.10.1998 günü reddedildiği,daha sonra davacının bu kez satış memuru ve davalıyı hasım göstererek, şikayet yoluyla bu red işleminin iptalini istediği, bu isteğin de Lüleburgaz Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 3.3.1999 gün ve 1998/1154 esas, 1999/179 karar sayılı hükmüyle reddedildiği, 9.9.1999 günlü onama kararıyla bu hükmün kesinleştiği, ancak kesinleşme tarihinden daha önce 3.5.1999 günü eldeki davanın açıldığı toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Taraflar arasında bu yönlerden bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır. Mahkemece, içeriği belirtilen Sulh Hukuk Mahkemesindeki dava ile, eldeki davanın konusu ve taraflarının aynı olduğu gerekçesiyle derdestlik itirazı kabul edilmiş ve davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, derdestlikten söz edilebilmesi için, konusu, tarafları ve dava sebebi aynı olan iki ayrı davanın varlığı şarttır. İki davanın konularının aynı olduğunun kabul edilebilmesi için de, müddeabbihlerinin aynı olması gerekir. Yine, dava sebebi de, dayanılan hukuksal sebepler değil, davacının davayı dayandırdığı maddi olgulardır. Dava konusu uyuşmazlığın çözümünde, bu hukuksal durum esas alınmalıdır. Bu noktada, öncelikle vurgulanması gereken yön, sulh hukuk mahkemesine şikayet yoluyla yapılan başvurunun, genel hükümlere göre açılmış bir dava değil, İcra ve İflas Kanunu'nun, satışa ilişkin hükümleri çerçevesinde satış kararını veren mahkemeye yapılan, davalının yanında ayrıca işlemi tesis eden satış memurunun da hasım durumunda bulunduğu ve onun bir işleminin iptali istemini içeren, Yasa'nın olaya özgü düzenlemesine dayalı bir başvuru olduğudur. Davacı bu yolla, satış memurunun red kararının iptalini ve sonuçta iki ihale bedeli arasındaki farkın davalıdan tahsilini amaçlamıştır. Temyize konu davayı ise genel hükümlere göre açmış ve söz konusu bedel farkının dışında, ayrıca, aynı olgudan kaynaklanan masraf, faiz ve tazminat isteminde de bulunmuştur. Bu durumda, dava sebebi ve konusu (müddeabbihi) aynı olan ve her ikisi de genel hükümlere göre açılmış iki ayrı davanın varlığından söz edilemeyeceği açıktır. Hal böyle olunca, derdestlik de söz konusu olamaz. Mahkemece, davalının derdestlik itirazının reddiyle işin esasına girişilip, tarafların delil ve karşı delilleri toplanmak ve gerektiğinde uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, ortaya çıkacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yazalı şekilde hüküm tesis edilmiş olması yanlış ve bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle davacı yararına bozulmasına 19.09.2000 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy