(743 S. K. m. 634) (818 S. K. m. 60, 213) (2644 S. K. m. 26) (1512 S. K. m. 60)
Dava: Taraflar arasındaki iptal davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı davalıdan harici sözleşme ile taşınmaz satın aldığını, tapusu verilmediğinden ödediği bedelin iadesi için yaptığı icra takibine vaki itirazın iptali ile %40 icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Davalı davanın reddine dilemiştir.
Mahkemece davanın kabulü ile 150.000.000.- TL. üzerinden itirazın iptaline ve %40 icra inkar tazminatını davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafça temyiz edilmiştir.
Davacının dayandığı 27.5.1989 günlü satış senedi resmi şekilde düzenlenmediği için Medeni Kanunun 634 ve Borçlar Kanununun 213, Tapu Kanunun 26, Noterlik Kanunun 60. maddeleri hükümlerine göre hukuken geçersizdir. Bu nedenle, taraflar karşılıklı olarak verdiklerini haksız iktisap kurallarına göre geri isteyebilirler. Ancak hukuken geçersiz bir sözleşme, haksız kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu bakımdan iadeyi karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün, ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılacak şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır.
Bir başka deyişle satış bedelinin satıcıya ödendiği tarihteki satışa konu taşınmazın değerine orantısı iade günündeki orantısıyla eşit bulunmalıdır. Çünkü satıcının zenginleştiği oranda iade borcu vardır.
1- Mahkemece yapılacak iş, davacının 1989 yılında ödediği 550.000.- lira satış bedelinin, akdin ifasının imkansız hale geldiği 4.3.1997 tarihi itibariyle ulaşacağı alım gücünün denkleştirici adalet kuralarına göre ulaşacağı miktarın tespitinden ibarettir. Bu miktarın tespiti için mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu alınan 10.12.1998 tarihli raporunda bu miktar 38.246.442 lira 27.12.1999 tarihli raporda ise 147.690.950 lira olarak belirtilmiştir. Raporlar arasında çok fahiş bir fark olduğu ve hükme esas alınan rapora davalı tarafından itiraz edildiği halde, davalı itirazları ile raporlar arasındaki farklılıkları açıklayıcı ek rapor alınmadan veya yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulundan açıklayıcı taraf ve yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2- İcra İflas Kanunu 67/2 maddesi hükmünce, alacaklı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun itirazının haksız olması, alacağın likit ve muayyen olması gerekir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Alacağın gerçek miktarının borçlu tarafından biliniyor veya bilinmesi gerekiyor olması yeterlidir. Davamızda ödenen harici satış bedelinin ulaştığı değerin tespiti, yargılamayı gerektirdiğinden likit ve muayyen değildir. Buna rağmen yasal koşulları oluşmadığı halde davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda 1. ve 2. bentte açıklanan nedenlerle kararın temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy