(2004 S. K. m. 72)
Dava: Taraflar arasındaki tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde taraflardan kimse gelmemiş olduğundan incelemenin evraklar üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacı, Gürcistan'a ihraç etmek amacı ile davalıdan sebze ve meyve almak istediğini, bu amaçla davalıya 3.000.000.000 TL meblağlı bir bono verdiğini, davalının satışa konu malı vermediği gibi aldığı bonoyu da iade etmediğini ileri sürerek 3.000.000.000 TL. lik bonodan dolayı borçsuzluğun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının dava dışı oğlunun kendisinden mal istediğini, davacının kefil olması durumunda malı verebileceğini söylediğini, bunun üzerine davacının kefilliği kabul ettiğini ve davaya konu senedi kendisine güvence olarak verdiğini, bundan sonra malı Gürcistan'a gönderdiğini, davacının oğlunun malı teslim aldığını, mal bedelinin tamamını davacı ve oğlunun ödemediğini savunarak davanın reddini ve % 40 tazminata hükmedilmesini dilemiştir.
Mahkemece, davaya konu malların davacıya teslim edildiği kabul edilmek ve davacının iddiasını ispat edemediği gerekçe gösterilmek suretiyle davanın reddine % 40 tazminatın davacıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, bu davada davalıya kendisine teslim edeceği mal karşılığı olmak üzere bonoyu verdiğini, ancak davalının bono karşılığı malları teslim edemediğini öne sürerek, karşılıksız kalan bono nedeniyle borçsuzluğun tespitini istemiştir.
Borçsuzluğun tespiti istenen senette ise bedelin malen alındığı yazılıdır. Davalı savunmasında, davacının oğlunun yurt dışında olduğunu, yurt dışına ihraç etmek üzere kendisinden mal istediğini, davacının oğluna davacının kefalet etmesi halinde mal verebileceğini söylediğini, davaya konu senedin de bu amaçla teminat senedi olarak düzenlendiğini, anlaşmaya uygun olarak davacının oğluna malı teslim ettiğini, ancak davacının oğlunun teslim ettiği mal bedelini eksik ödediğini savunmuştur. Bu savunma karşısında bononun bilahare teslim edilecek mal karşılığı düzenlendiği, davalının malları davacıya değil de dava dışı oğluna teslim edeceği anlaşılmaktadır. Davalı, bu savunmasıyla senedi talil etmiş; davacı da bu yöndeki savunmaya karşı koymuştur. Bu durumda senedi talil eden alacaklı davalı, savunmasında olduğu gibi senedin dava dışı üçüncü kişiye teslim edilecek mal bedeline karşılık teminat senedi olarak düzenlendiğini, üçüncü kişiye malı teslim ettiğini bundan dolayı da üçüncü kişiden senette belirtilen miktar kadar alacaklı olduğunu yasal delillerle kanıtlamak durumundadır. Davalı, bu yönleri ispat için davacıyı bağlayıcı herhangi bir yazılı belge ibraz etmemiştir. İbraz ettiği belgelerin de tarafları bağlayıcı özelliği yoktur. Üstelik davacıya senede karşılık mal vermediği kendisinin de kabulündedir. Bu durumda davalı, üçüncü kişi durumundaki davacının oğluna mal vermiş ve bedelini tahsil etmemiş ise, bunu üçüncü kişiden talep edebilir. Öyleyse mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken ispat yükü yer değiştirilmek ve davacının davasını ispat edemediği gerekçe gösterilmek suretiyle reddine karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 31.10.2000 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy