(1086 S. K. m. 293) (818 S. K. m. 390, 392)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kâğıdı gönderilmişti. belli günde taraflardan gelen olmadığından incelemenin evraklar üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak, dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, kendisine ait taşınmazı davalının vekili olarak sattığını, bedelini ödemediğini bildirip fazlasını saklı tutarak 8.000.000.000 TL'nin dava tarihinden yasal faiziyle ödetilmesini talep etmiştir.
Davalı, davacının satışı öğrenme tarihinden itibaren bir yıl geçtiğini, satım bedelinin 1.500.000.000 TL olup davacının bildiğini savunarak davanın reddini delimiştir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı bu davada, vekili olan davalının kendisine ait taşınmazı tapuda bedeli düşük göstermek suretiyle üçüncü şahsa sattığını, bedelini ödemediğini öne sürerek istemde bulunmuştur. Davacı ile davalı arasında, davacıya ait taşınmazın davalı tarafından vekaleten satıldığı hususunda herhani bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, davalı vekilinin taşınmazı gerçekten tapuda yazılı miktar üzerinden satıp satmadığı ve gerçek satış bedelini davacı müvekkiline ödeyip ödemediği noktasında toplanmaktadır.
Hemen belirtelim ki davalı vekil B.K.'nın 390. maddesi hükmü uyarınca vekalet görevini özenle ve müvekkilinin yararına olacak şekilde ifa etmekle yükümlü olduğu gibi aynı yasanın 392. maddesi gereğince de yaptığı işin hesabını müvekkiline vermeye mecburdur. Mahkemece taşınmazın vekaleten 3. kişiye satıldığı tarih itibarıyla gerçek sürüm değerinin tespiti ile belirlenmesi konusunda bir inceleme ve araştırma yapılmadığı gibi salt tanık beyanları ve ceza davasındaki delillere dayanılarak karar verilmiştir. Oysa ki bir davada ileri sürülen olguları kanıtlamak taraflara, kanıtlara, olgulara göre uyuşmazlığı nitelendirmek ve bu nitelendirmeye uygun olarak uygulanacak yasa maddesini arayıp bulmak ve doğru olarak uygulamak, hakimin görevidir. O nedenle öncelikle mahkeme hakimi önüne gelen uyuşmazlıkla hangi tarafın davadaki nitelendirmeye göre neyi ispat etmesi gerektiğini saptamalı, buna göre ispat yükümlülüğü altında olan taraftan delilleri alınmalı, varsa karşı tarafın da delilleri alınmak suretiyle, uyuşmazlık konusuna münhasır olmak üzere maddi konular saptanmalıdır. Bu olayda davalının vekaleten yaptığı satış nedeniyle satışın gerçekte tapuda belirtilen miktardan fazla olduğunu iddia eden müvekkil davacı bu iddiasını kanıtlamalıdır. Bunun kanıtı ise uygulamadır. Davalı ise hesap vermek yükümlülüğü altındadır. Hesabını vermeye ve gerçekten aldığı satış bedelini de davacıya ödemeye mecburdur. Bunu da davalı kanıtlamakla yükümlüdür. Kural olarak vekil bunu ancak yasal delillerle kanıtlayabilir. Davacının karşı koymasına rağmen taraflar arasında HUMK 293. maddesinde öngörülen biçimde bir alacak ilişkisinin varlığı tespit edilmeden, olayda tanık dinlenerek, sözlerine itibar edilmesi de mümkün değildir. Davalı gerçek satış bedelini de davacıya ödediğine ilişkin yazılı bir delil de getirememiştir.
Öte yandan mahkemeler, kararlarında davacı iddiasını hangi gerekçeyle reddettiğini de açıklamak konumundadır. Mahkeme kararında davacının neyi ispat etmesi gerektiği, ancak neyi ispat edemediği ve hangi sebeple davanın reddinin gerekeceği konusunda da yasal bir açıklamada bulunulmamıştır. Şu durum karşısında mahkemece yapılacak iş, öncelikle taşınmaz başında konusunda uzman bilirkişi veya kurulu marifetiyle uygulama yapmak, taşınmazın vekaleten satış tarihi itibarıyla olması gereken gerçek satış bedelini gerekçeli dayanaklarını gösterir, taraf ve Yargıtay denetimine elverişli bir raporla saptamalı, bundan sonra da vekilden bu yolla saptanacak bedeli davacıya ödediğine ilişkin yasal delilleri istemek, varsa davacının bu yöne ilişkin karşı delilleri de toplanmak suretiyle davalının gerçek satış bedelini davacıya ödeyip ödemediğini ödeme yapılmış ise ne miktarının ödendiğinin belirlenip, böylece hasıl olacak sonuca göre karar vermekten ibarettir. Mahkemece tarafların iddia ve savunmasını nitelendirmede yanılgıya düşerek, eksik soruşturma ile gerekçeden yoksun bir şekilde davanın reddine karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine 26.10.2000 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy