(818 S. K. m. 49, 98)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilâmda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalı müessesenin müşterilerine tanımış olduğu taksitli satış olanağından yararlanmak üzere sözleşme akdettiğini, 23.8.1997 tarihinden 14.9.1997 tarihine kadar toplam 26.990.000,- TL.lik mal aldığını, 20.9.1997 tarihinde ilk taksidi ödemesine rağmen davalı müessesenin 149.991.466,- TL. üzerinden icra takibine giriştiğini, takibe itiraz ettiğini, bu arada müessesenin bir elemanın kendi hesabına girerek alış veriş yaptığını öğrendiğini, durumun düzeltilmesini beklerken kendisine kefil olan ve takibe itiraz etmeyen nişanlısının evine hacze gelindiğini, haczi önlemek amacıyla tehdit altında borçlu olmadığı bedeli ödemek zorunda kaldığını, bu olay nedeniyle nişanının bozulduğunu, huzurunun kaçıp ruhsal çöküntü yaşadığını davalı müessesinin kendi personelinin kusurunu bile bile hacze geldiğini, haksız ve kanunsuz olarak tahsil edilen 169.000.000,- TL. ile yaşadığı ruhsal çöküntü ve kendi işyerinde küçük düşürülmesi sebebiyle 500.000.000,- TL. manevi tazminatın davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı, davacının süresi içerisinde hacze itiraz ettiğini ancak müteselsil borçlu Ü. A.'ün itiraz etmemesi nedeniyle icraya devam olunduğunu, tehditle para tahsil edilmediğini, yasal prosedürün yerine getirildiğini nişan bozulması sebebiyle manevi tazminatın şirketten istenemeyeceğini, muhatabının nişanlısı olması gerektiğini beyan ile davanın reddini dilemiştir.
Yerel mahkemece haksız tahsil edilen 166.000.000,- TL. nin istirdadına, manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı ile davalı arasında kart ile alışveriş yapılması konusunda kredi sözleşmesi imzalanıp davacıya özel numaralı kartın verildiği, bu kartla davacının davalı işyerinden yaptığı alımlardan kaynaklanan borcunu ödenmediği gerekçesiyle davalı tarafından davacı ve sözleşme kefili Ü. aleyhine icra takibi yapıldığı davacının süresinde icra takibine itiraz ile birlikte davalıya başvurduğu, davalı işyerinde ve kayıtları üzerinde araştırma sonucunda; icra takibine esas borcun, davalı işyerinde ve kayıtları üzerinde araştırma sonucunda; icra takibine esas borcun, davalı işyerinde çalışan personel Y. isimli kişinin, davalı bilgisayarından davacı kart numarasını olarak davalı işyerinden yaptığı alımlardan kaynaklandığı, davalının gerçeği bu şekilde öğrenmesine, rağmen icra takibine itiraz etmeyen kefil hakkındaki icra takibini devam ettirip haciz işlemlerine giriştiği, kefil evinde haciz yapılmasını önlemek amacıyla davacının borçlu olmadığı parayı ödediği toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Esasen bu yönlerden taraflar arasında uyuşmazlık da bulunmamaktadır.
Hemen belirtelim ki, bir yanın sözlemeye aykırı davranışı, aynı zamanda diğer yanın kişilik haklarına saldırı teşkil ediyor ise o yan bu saldırı nedeniyle manevi tazminat isteyebilir. (B.K. nun 98/2 yollamasıyla 49. md)
Sözleşme yanı davalı, davacıya özel numaralı alışveriş kartı vermiş olduğuna göre, bu kart olmadan kart numarasıyla kendi işyerinden kart sahibi olmayan başka kişilerin alış veriş yapamayacağını, çalışanlarının dahi bu kart numarasını kullanamayacakları gibi her herhangi bir nedenle öğrendikleri kart numarasını gizli tutacaklarını davacıya karşı tekeffül etmiş ve davacıya bu konuda tam bir güven vermiş sayılır. Davalı, bu nitelikteki borcuna aykırı davranmıştır. Çalıştırdığı kişinin eyleminin hukuki sonuçlarından da sorumludur. İcra takibine konu edilen borcun kendi çalışanının eyleminden kaynaklandığını, kart hamili davacının gerçek borcu olmadığını belirlemesine rağmen, icra takibinin kefil hakkında kesinleşmiş olduğu için takibe devam etmek istemesi de takip hukukundan kaynaklanan hakkın kötüye kullanılması niteliğini taşır. Belirlenen olgularda davacıya bir kusur atfedilmesi de mümkün değildir. Hal böyle olunca davalının sözleşmeye açıkça aykırı davrandığı sabittir.
Davacı ile birlikte aleyhine icra takibi yapılan sözleşme kefili Ü. davacının nişanlısıdır. Sözleşmeye aykırı olarak yapılmak istenilen haciz davacının nişanlısına ve çevresine karşı güvenirliliğini yitirmesine dolayısıyla küçük düşürülmesine neden olacaktır. Nitekim olay nedeniyle davacıyı nişanlısının terk ettiğine değinilmiş ve tanıklarda bunu doğrulamışlardır.
Bir bireyin ekonomik açıdan güvenirliliği eş anlam da güvenli bir kişi olması o bireyin kişiliği ve kişilik haklarıyla çok yakından ilgilidir. Bu durumda, davalının sözleşmeye aykırı davranışının aynı zamanda davacının kişilik haklarına saldırı olduğu davacının bundan manen zarar gördüğü kabul edilmeli, somut olayın gelişen özelliğine, tarafların hal ve vaziyetine göre uygun bir manevi tazminata hükmedilmelidir.
Mahkemenin açıklanan yönleri gözardı ederek davacının manevi tazminat isteminin yazılı şekilde reddine karar vermesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), 19.10.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy