(818 S. K. m. 321, 390) (1219 S. K. m. 1) (1412 S. K. m. 66) (1086 S. K. m. 286)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, sağ el baş parmağının paslı bir demir çubukla kesilmesi üzerine davalı İbrahim Kuru'nun sahibi olduğu bursa Hayat Hastanesine götürüldüğünü, burada kendisini muayene eden davalı Doktor Halit Ünal'ın talimatı doğrultusunda pansuman yapılıp kesiğe iki dikiş atılarak gönderildiğini, 26.4.1996 tarihinde fenalaşması, boğazının şişmesi ve yutkunma zorluğu çekmeye başlaması üzerine aynı hastaneye başvurduğunu, bu defa hastaneye yatırılıp aynı gün taburcu edildiğini, 27.4.1996 günü sabaha karşı evinde komaya girmesi üzerine yine aynı hastaneye götürülüp bu defa tetenoz teşhisi konularak Tıp Fakültesi Acil Servisine sevk edildiğini, burada 26 gün yoğun bakımda kalarak ölümle pençeleştiğini, ilk muayene ve müdahaleyi yapan davalı doktor Halit Ünal'ın bu gibi kesik tedavisinde tetenoz aşısı ve tetenoz immunglobilin yaptırması mesleğinin gereği olduğu halde mesleğindeki acemiliği, gerekli dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle yaptırmadığını, bundan dolayı maddi ve manevi zarara maruz kaldığını öne sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 433.000.000 TL maddi, 750.000.000 TL manevi olmak üzere toplam 1.183.000.000 TL'nin faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Bu dava ile birleştirilen Bursa 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin, 1996/1224 esas sayılı davasında da aynı iddialar ile Bursa Hayat Hastanesi sahibi Hayat Sağlık Tesisleri A.Ş.'den aynı miktar maddi ve manevi tazminatın ödetilmesini istemiştir.
Davalı İbrahim Kuru Bursa Hayat Hastanesinin kendisine ait olmadığını, aleyhine açılan davanın husumetten reddi gerektiğini savunmuş, diğer davalılar ise davacının ilk muayenesinde kendisine tetenoz iğnesini yapılmasını kabul etmediğini, sonuçlarına katlanması gerektiğini beyanla davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece Sağlık Şurası tarafından düzenlenen raporda hastane ve doktorun kusurunun bulunmadığının açıklanmış olması nedeniyle davalılar Halit Ünal ve Hayat Sağlık Tesisleri A.Ş. aleyhindeki davanın esastan, diğer davalı İbrahim Kuru aleyhindeki davasında feragat nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, eldeki kesiğin tedavisi amacıyla davacının başvurduğu davalı hastane doktorlarından diğer davalı Dr. Halit Ünal'ın kusuru nedeniyle oluşan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Davada, davalı hastanenin tedavi amacıyla alarak kendisine başvuran davacıyı, görevli doktorları aracılığı ile tedavi etmeyi üstlendiği, açıktır. Uyuşmazlık ilk müdahaleyi yapan doktorun hukuka aykırı bir eyleminin giderek kusurunun bulunup bulunmadığında toplanmaktadır.
Davadaki ileri sürülüşe ve kabule göre dava temelini vekillik sözleşmesi oluşturmaktadır. Vekil vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. (BK.390/2 md.) Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, hafif kusurundan dahi sorumludur. (BK.321/1 md.) O nedenle vekil konumunda olan doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif dahi olsa sorumluluğunun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor hastasının zarar görmemesi için mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu, tıbbi açıdan zamanında, gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedavi yöntemini de gecikmeden belirleyip, uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir tercih yaparken de hastasının ve hastalığının özelliklerini göz önünde tutmalı, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmalı, en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de hasta, tedavisini üstlenen meslek mensubu doktorundan tedavisinin bütün aşamalarında mesleğinin gerektiği titiz bir ihtimam ve dikkati göstermesini, beden ve ruh sağlığı ile ilgili tehlikelerden kendisini bilgilendirmesini güven içinde beklemek hakkına sahiptir.
Somut olayda, köyünde elinde kesik yara oluşan davacının tedavisi için şehirde davalı hastaneye geldiği muayene eden doktor Hacit Ünal'ın kesik parmağa lokal anestezi için iğne yaptırıp, pansumanla dikiş attırdığı, bu aşamada tetenoz aşısı yapılmadığı bilahare tetenoz teşhisi konularak Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edildiği, bu hastanede yapılan yoğun bir tedavi sonucunda sağlığına kavuşabildiği anlaşılmaktadır.
Önemle vurgulanmalıdır ki, kesik yaranın tedavisi için kendisine başvuran hastayı tedavi etmeyi üstlenen bir doktorun; nerede ve hangi ortamda oluştuğu bilinmeyen bu kesik yara nedeniyle tetenoz mikrobu almış olabileceğini, bu halde hasta sağlığının ve giderek yaşamının çok ciddi bir şekilde tehlikeye atılmış olduğunu bilmesi mesleğinin gereğidir. O nedenle, doktor, bu gibi hallerde derhal tetenoz açısının yapılmamasının ağır ve tehlikeli sonuçları hakkında, hastasını uyarmak, onu bilgilendirmekle yükümlüdür. Davacı, köyde çiftçilikle iştigal eden bir kimsedir. Sağlığı ve yaşamı için bu ağır ve tehlikeli sonuçları bilen veya bilmesi gereken bir hasta olarak kabul edilemez. Bu durumda davalı doktorun anılan yükümlülüğünü yerine getirdiğinin kabulü için aşı yapılması değil, yapılmamasının sonuçlarını hastaya varsa yakınlarına anlatması bütün çabalarına rağmen aşı yapılmasına karşı konulması halinde de hastanın açıklayıcı yazılı beyan ve imzasının alınmış olmasını gerektirir. Davada, davacıdan tetenoz aşısının yapılmaması durumunda olabilecek sonuçların anlatılmasına rağmen davacının tetenoz aşısının yapılmasına karşı koyduğuna ilişkin davacıyı bağlayacağı imzalı bir belge ibraz edilmemiştir. Davada dayanılan protokol defteri davacı dışında davalı Hastane yetkilileri tarafından düzenlenmiştir. Oradaki bilgilerin davacıyı bağlayacağından da söz edilemez. Hastane personeli olarak dinlenilen tanıklar savunmayı kısmen doğrular şekilde beyanda bulunmuş ise de davalı doktorun ısrarla tehlikeli ve ağır sonuçları anlatmış olmasına rağmen davacının yine de aşı yapılmasını istemediği şeklinde beyanda bulunmamışlar, dahası bu gibi karşı koyma olaylarda imza alındığını, ancak davacıdan imza alınmadığını işaret etmişler, bunların aksine davacı tanıkları da davacıya aşı yapılmak istenmesi ve davacının karşı koyması gibi bir durumun olmadığını bildirmişlerdir.
Kaldı ki, ufak bir parmak kesiği ile köyünden kalkıp şehir merkezine kadar gelerek hastaneye tedavi için müracaat eden, lokal anestezi için iğne yapılmasına, yaraya dikiş atılmasına, müsaade eden, bu denli sağlığına özen gösteren bir hastanın, tehlikeli ve ağır sonuçlarının kendisine anlatılmasına, ısrar edilmesine rağmen tetenoz aşısının yapılmasına karşı koyması hayatın doğal akışına da uygun düşmemektedir. O nedenle davalı hastane ile çıkar birliği içinde olan tanıkların beyanına itibar edilemez.
Diğer taraftan Yüksek Sağlık Şurası, 1219 sayılı yasanın hükmü ile CMUK'nun 66/3 maddesi anlamında kendisine başvurulması zorunlu resmi bilirkişi ise de, Hukuk mahkemelerinde resmi bilirkişi değildir, o nedenle Hukuk Hakiminin Sağlık Şurası raporuyla bağlı olduğu söylenemez. (HMUK. Madde 286) davalı hastanenin sorumluluğu ise davalı doktorun sorumsuzluğuna ilişkin bir rapordaki sonuç da açıklananlar ışığında dosyadaki delillere uygun düşmektedir.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş, Üniversitelerin Anabilim Dallarından seçilecek konularında uzman doktorlardan oluşturulacak bir bilirkişi kuruluna dosya tevdi edilerek davalıların açıklanan hukuki konum ve sorumlulukları, dosyada mevcut delillerle birlikte bir bütün olarak değerlendirilip, dayanak ve gerekçesi gösterilmek, taraf ve Yargıtay denetimine elverişli düşünce içeren bir rapor alınmak, gerektiğinde savunmasını ispat durumunda olan davalı doktora yemin delilini hatırlatmak böylece hasıl olacak sonuca uygun bir karar vermektir.
Eksik inceleme ve mevcut delilleri değerlendirmede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar vermesini usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle temyiz olunan mahkeme kararının davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 20.11.2000 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy