(818 S. K. m. 106) (4077 S. K. m. 4)
Dava: Taraflar arasındaki akdin feshi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalı şirket ile imzaladıkları 24.8.1996 tarihli sözleşmeyle devre tatil satın aldığını, sözleşmede muğlâk ifadeler kullanıldığını devre tatilin dönemi ve konutun belli olmayıp davalı tarafından yanıltıldığını, sözleşmede devre tatil hakkını 24.8.1997 tarihinde kullanılmaya başlanılacağının belirtilmesine rağmen devre tatil hakkının kullandırılmadığını bildirip sözleşmenin feshine, ödediği 4900 doların faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın iki yıllık süre geçirilerek açıldığı günden reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalının kendisini hataya düşürerek sözleşmeyi imzaladığından ve davalının taahhüt ettiği tarihte edimini yerine getirmediğinden, sözleşmenin feshi ve ödediği bedelin tahsili talebiyle iş bu davayı açmıştır.
Dava 4077 sayılı Tüketicinin korunması hakkında kanun hükümlerine göre değil, genel hükümlere göre açılmış bir davadır. Nitekim mahkemece de davanın genel hükümle uyarınca açılmış bir dava olduğu kabul edilerek hüküm tesis edilmiştir. Oysa genel hükümlere göre açılmış bir davada, tüketicinin korunmasına ilişkin yasanın ayıplı mal satışı ile ilgili 4. maddesinde ön görülen 2 yıllık sürenin, bu davada uygulanmasına olanak yoktur. O nedenle mahkemenin iki yıllık süre içinde açılmadığından bahisle, davanın reddine karar vermesi doğru değildir. Ne var ki davacı davalı tarafından ne şekilde hataya düşürüldüğünü ispat için herhangi bir delil getirmemiş ve bu iddiasını ispat edememiştir. Öte yandan taraflar arasındaki sözleşme, karşılıklı edimleri içeren sözleşmedir.
Bu sözleşmeye göre, davalının karşı edimini 24.8.1997 tarihinde ifa etmesi gerekir. Bu tarihin geçmesi ile davalı temerrüde düşer. Davacı, bu davanın açıldığı tarihe kadar geçen süre içinde, davalıya karşı sözleşmenin feshedildiğine ilişkin bir bildirimde bulunmamış ve bulunduğunu da kanıtlayamamıştır. Bu durumda geçen süre gözetildiğinde, davacının talebi ile birlikte BK. 106. maddeleri uyarınca derhal fesih hakkını kullandığının kabulü mümkün değildir. Bu durumda, davacının BK.106. maddesinde belirtildiği gibi, davalıya karşı ediminin ifası yönünden ek süre vermesi ve böylece temerrüde düşürdükten sonra derhal fesih hakkını kullanması zorunludur. Böylece davacının, dava tarihi itibariyle sözleşmeyi fesih için gerekli koşulları yerine getirmediğinin ve fesih hakkının doğmadığının kabulü gerekir. Mahkemece bu gerekçelerle davanın reddi gerekirken, yazılı şekilde reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, kararın gerekçesi değiştirilmek suretiyle neticesi itibariyle doğru olan hükmün onanmasına karar verilmesi HUMK. 438/son maddesi hükmü gereğidir.
Sonuç: Kararın gerekçesinin yukarıda açıklanan şekilde değiştirilerek sonucu itibariyle doğru bulunan hükmün düzeltilerek ONANMASINA, peşin harcın onama harcından çıkartılmasına, 18.02.2000 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy