(818 S. K. m. 106, 107)
Dava: Taraflar arasında ki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat İ.İ. ile davacı vekili avukat H.A.C.'in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacı, davalının Kayseri Melikgazi İlçesi Boğazköprü mevkii 208 ve 209 parsel sayılı taşınmazlardaki hak ve hisselerinin satımını 24.07.1996 tarihli sözleşme ile kendisine vaat ettiğini, bedeli 150.000 dolarında ödendiğini, davalının sözleşildiği gibi taşınmazdaki iştiraki çözüm ferağını vermediğini, üçüncü kişiler tarafından taşınmazlar üzerine ihtiyati tedbir konulduğunu öne sürerek ödediği 150.000 doların tahsil tarihindeki kur üzerinden davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, iddiaların doğru olmadığını, taşınmazların bitişiğinde bulunan 207 parseli kayden satın aldıktan sonra davacının davaya konu 208 ve 209 parsellerdeki payları da satın almak istediğini, ancak bu taşınmazlar iştirak halinde olduğu için davacıya tapu verilemediğini, o nedenle satış vaadi sözleşmesi yapılmasının kararlaştırıldığını, davacının gösterdiği Ş.Y. isimli kişiye vekaletname verdiğini, davacının kayden satın aldığı 207 parsel bedelinden borcu olduğu gibi satışı vaat edilen bu taşınmazlar içinde bir bedel ödemediğini, adamı vekillere aynı yer ve aynı paylar için üç ayrı sözleşme yaptırdığını, kaldı ki sözleşmelere göre davacının tapuyu isteme hakkının doğmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece 150.000 Amerikan Dolarının tahsil tarihindeki kur üzerinden davalıdan alınarak işleyecek faizi ile birlikte davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Davaya konu Kayseri 1. Noterliği'nce tanzim edilmiş satış vaadi sözleşmesinin davacı M.U. vekili S.K. ile davalı B.B. vekili Ş.Y. arasında 24.07.1996 yapılıp imzalandığı anlaşılmaktadır. Mahkeme kabulünde olduğu gibi bu sözleşme şeklen yasaya uygun hukuken geçerli bir sözleşme görünümündedir. Gerçekten de satış bedeli olarak 150.000 Amerikan Dolarının davalı adına vekili Ş.Y.'a ödendiği de yazılıdır. Kural olarak vekilinin davalı adına yaptığı bu işlem davalıyı bağlar. Vekiline yapılan ödemede davalıya yapılmış sayılır. O nedenle de davalının 150.000 Amerikan Dolarının kendisine ödenmediği savunmasını da tanıkla ispatına olanak yoktur.
Ne var ki davalı, bedelin ödenmediğine delil olarak aynı vekiller eliyle aynı parsellerdeki aynı hak ve hisselerin satışının vaadine ilişkin Kayseri 4. Noterliği'nce düzenlenmiş 28.05.1996 ve 29.05.1996 tarihli satış vaadi sözleşmelerine de dosyaya ibraz etmiştir. Bu Sözleşmelerden her üçü de aynı vekaletnamelere istinaden yapılmıştır. 28.05.1996 tarihli satış vaadinde bedel 14.000 Amerikan dolarıdır. Hemen bir gün sonra bu sözleşmeyi davacı ve davalı adına imzalayan vekiller 28.05.1996 tarihli satış vaadi mukavelesinde satış bedeli 34.000 Amerikan yazılması gerekirken sehven 14.000 Amerikan doları yazdırıldığını beyanla bu kerre mezkur satış vaadi mukavelenamesinin tüm hükümleri aynen meri ve muteber olmak kayıt ve şartıyla satış bedelini 34.000 Amerikan doları olarak düzeltmişler ve buna göre 29.05.1996 ikinci bir satış vaadi sözleşmesi yapmışlardır. 29.05.1996 tarihli sözleşmede sehven kaydından başka değişikliğe neden gösterilmemiştir. Sadece bir gün önceki sözleşmede öngörülen 14.000 dolar 34.000 dolara çıkarılmıştır. 24.07.1996 tarihli sözleşmede ise önceki sözleşmeler ve bedelden hiç söz edilmeden bu defa bedel 150.000 Amerikan dolarına çıkarılmıştır. Yapılan bu işlemler hayatın doğal akışına uygun düşmemektedir.
Mahkemece davalının bu savunması üzerinde hiç durulmadığı gibi bu konuda inceleme ve araştırma yapılmamıştır.
Öyle ise öncelikle davacı ile davalının, davalıya ait anılan parsellerdeki tüm hak ve hisselerinin satışının vaadi konusunda anlaştıkları ve vekillerine bu anlaşmaları doğrultusunda vekaletname verdikleri, bu konuda aralarında bir uyuşmazlık bulunmadığı kabul edilerek taşınmazların satışının vaadi karşılığı ne miktar ödeneceğinin kararlaştırıldığı, bu miktarın ilk sözleşmede olduğu gibi 14.000 Amerikan doları mı yoksa 34.000 Amerikan doları mı olduğu, vekillerine karşılıklı olarak bu düzeltme için talimatları olup olmadığı, bu düzeltmeye rağmen bu defa tekrar 150.000 Amerikan dolar bedelle sözleşme yapılması için ayrıca yine karşılıklı olarak vekillere bir talimatları olup olmadığı, davacının ve davalının bu 28.05.1996 ve 29.05.1996 tarihli Sözleşmelerden haberdar olup olmadıkları vekillerle ilişkileri bizzat taraf asıllar isticvap edilerek sorulmalı, anlaştıkları hususlar ile anlaşamadıkları hususlar belirlenmeli uyuşamadıkları konularda taraflardan delil ve karşı delilleri alınıp toplanmalı, gerektiğinde yerinde uzman bilirkişi kurulu marifetiyle uygulama yapılarak, satış vaadine konu taşınmazın ilk satış vaadi sözleşmesinin yapıldığı tarihte ve satış vaadi sözleşmesindeki koşullar altında gerçek raiç değeri hakkında bilirkişi kurulundan emsal mukayesesi de yaptırılarak gerekçeli, dayanaklarını gösterir taraf ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmalı, davalıyı bu sözleşmelerden hangisinin bağlayıcı olduğu özellikle olayda vekaletin kötüye kullanılması olgusunun bulunup bulunmadığı saptanıp bunun sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Mahkemece davalı savunması üzerinde durulup deliller yeterince toplanmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir.
2- Davaya dayanak 24.07.1996 tarihli sözleşmede taşınmazın ferağ takririni ise atarım talebi Vukuunda vereceğim yazılıdır. Davacı bu davada ödediğini bildirdiği sözleşmede yazılı bedeli istediğine göre sözleşmeyi fesih etmiş sayılır.
Davalı, iştirakin henüz çözülmediğini, davacının tapu devrini isteme hakkının doğmadığını savunmakta, bu savunma içinde sözleşmenin haklı feshedilmediği savunmasının mevcut olduğunun kabulü gerekir.
Şu durumda, mahkemenin davalının B.K.'nun 106 ve 107. maddesi hükümleri gözetilerek temerrüde düşürülüp düşürülmediği veya temerrüde düşmüş sayılıp sayılmadığı üzerinde de durup, gerekli inceleme ve araştırmayı yapmadan yazılı şeklide karar vermesi de kabul şekli bakımından bozmayı gerektirir.
Sonuç: Birinci ve ikinci bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz olunan mahkeme kararının davalı yararına BOZULMASINA peşin harcın istek halinde iadesine, 20.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 24.01.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy