(818 S. K. m. 61, 63, 64) (743 S. K. m. 2)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, davalıların murisi Rüstem....dan 1 parsel sayılı taşınmazı, 1987 yılında taşınmazın o tarihte tapusuz olması nedeniyle noterde düzenlenen zilyetliğin devri sözleşmesi ile satın aldığını, adına Kadastroca tespit ve sonrada tescil edildiğini ancak davalıların açtığı dava sonucu tapu kaydının iptal edildiğini ileri sürerek 2.000.000.000 Tl. zararının miras hisseleri oranında davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Fatma , BK. 61 maddesindeki zamanaşımı süresinin geçtiğini, iştirak halinde mülkiyete tabi taşınmazın muris tarafından satışının hüküm ifade etmeyeceğini, davacının taşınmazdan 1980 tarihinden itibaren yararlandığını, davacı talebinin 1987 ve dava tarihi itibariyle fahiş olduğunu savunarak davanın reddini dilemiş,
Diğer davalı Zeliha davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davaya konu taşınmazın, davalıların murisi Rüstem ....ın satışından dolayı Kadastroca davacı adına tespit ve sonrada tescil edilmiş iken satım anında tapusuz ancak iştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabi olan taşınmazın mirasçılardan sadece davalıların murisi Rüstem tarafından satım yapıldığı için satımın geçersiz sözleşmeye dayanması nedeniyle davacı adına olan tapunun iptali ile davalılar adına tescil edildiği dosya arasında bulunan Vize Asliye Hukuk Mahkemesinin
5.11.1996 gün ve 1996/367 esas, 1996/363 karar sayılı ilam ve tapu kaydı içeriğinden anlaşılmıştır.
Ne varki hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre
çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri ( alım gücü )de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, M.K.nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, davalılar murisi Rüstem 1.12.1987 tarihinde gayrimenkulü davacıya satıp teslim etmiş ve satış bedeli olan 450.000 TL.yi almıştır. Bu para satış tarihindeki alım gücü ile murisin mal varlığına girip kalmıştır. Tapu iptal davasında belirtildiği üzere iştirak halinde mülkiyete tabi taşınmaza ait satış sözleşmesi geçersizdir. İadenin kapsamını belirlemede geçersiz satış nedeniyle tapu iptal ve tescil kararın kesinleştiği tarih itibariyle geçersiz sözleşmenin artık ifa edilemeyeceğinin öğrenildiği tarih önem arzeder. İade hakkını kullanmakta geciken alacaklı kendi kusuru ile artan zararını iade borçlusundan isteyemez.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş; davacının 1.12.1987 tarihinde ödemiş olduğu 450.000 Tl. davacının tapu iptal ve tescil davasının kesinleştiği 1.12.1997 tarihinde çeşitli ekonomik etkenler nedeniyle ( azalan alım gücünün )( enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs. )ortalamaları alınmak suretiyle ulaşacağı alım gücü, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli, bu yolla belirlenecek miktara istemle de bağlı kalınarak hükmedilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 11.12.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy