(818 S. K. m. 63, 64, 213) (2644 S. K. m. 26) (1512 S. K. m. 60) (4721 S. K. m. 2, 706)
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı karşı davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü.
Karar: Davacı, davalıya ait 1 no' lu daireyi 29.5.1986 tarihli Harici satım sözleşmesi ile satın aldığını, satış bedelini ödediği halde davalının tapuda ferag vermeyerek, meni müdahale davası açtığını ve taşınmazdan menine karar verildiğini, açtığı tapu iptal ve tescil davasının da reddedildiğini, ödediği satış bedelinin iadesi gerektiğini, ancak ödediği bedelin ilk ödeme günündeki alım gücüne ulaşacak bedelin iadesine karar verilmesi gerektiğini, dava tarihi itibariyle bir dairenin 5.000.000.000TL.'ına alınabildiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin dava hakkı saklı kalmak kaydıyla 4.000.000.000TL.nin dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınmasını istemiştir.
Davalı, davanın zamanaşımı nedeniyle reddini dilemiş; karşı davasında ise; davacı karşı davalının dairede bedel ödemeden sekiz yıl oturduğunu bu nedenle ecrimisil ödemesi gerektiğini ileri sürerek, 4.000.000.000TL. ecrimisil bedelinin faizi ile birlikte davacı karşı davalıdan alınmasını istemiştir.
Mahkemece 4.000.000.000TL.nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınmasına, karşı davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirin de bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davacının, davalıya ait daireyi 29.5.1986 tarihli haricen düzenlenen satış vaadi sözleşmesi ile satın alıp satış bedelini ödediği, davacı adına tapuda ferağ verilmediği, davacının açtığı tapu iptal ve tescil davasının reddedilerek, kararın kesinleştiği,davalının açtığı müdahalenin meni davasının da kabul edilerek, davacı alıcının taşınmazdan müdahalesine karar verildiği ve kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği ve davacının taşınmazı tahliye ettiği hususları tüm dosya münderecatından anlaşıldığı gibi, bu hususlar taraflar arasında da çekişmesizdir. Dava konusu daire satışına ilişkin 29.5.1986 tarihli haricen düzenlenmiş olup, MK.634, BK.213, Tapu K.26, Noterlik K.60.Maddesine uygun resmi şekilde düzenlenmediği için geçersizdir. Geçersiz sözleşmeye göre davacı, haksız iktisap kuralları gereğince ancak verdiğini geri isteyebilir.
Ne var ki, hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip, tasfiye edilebilmesi için, öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret görülmüştür.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından,diğerinin mal varlığına kayan değerlerin iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği, bu kazanımı verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
İlke böyle olmakla beraber, iade edilecek zenginleşme miktarının tespit ve hesaplanmasında öğretide birlik olduğu söylenemez. İade edilecek zenginleşme miktarı konusunda öğretideki bu ayrık düşünceleri kısaca fakirleşme kadar olmalıdır veya fiili değer artışı yani gerçek zenginleşme miktarı ne ise o kadar" ve yahut ihlal edilen hakkın sahibine bahsettiği yararlanma yetkisi ile bağdaşmayan her türlü zenginleşme miktarı kadar olmalıdır şeklinde özetlemek mümkündür. Olayı çözümlerken şüphesiz öğretideki bu görüşlerden yararlanılmaktadır.
Bilindiği gibi, ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllardan beri yüksek oranlarda seyretmekte ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmektedir. Belli bir miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bugüne kadar uygulanan kurallara göre, geçersiz sözleşme gereğince, alıcının akit tarihinde verilen paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sıkıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip, saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları görevli organlarca değiştirilinceye kadar, bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdır. Bu görevin ise, yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekse öğretide bu göreve paralel düşünceler bulunmaktadır. Bu düşüncelerin isimleri farklı ise de, ancak istenen sonuç aynıdır.Akit öncesi sorumluluk kurallarının, geçersiz sözleşmelerde de uygulaması gerektirici geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda, olumlu zarar kadar dahi olabileceği MK.2.maddesine göre, akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hakkındaki zarar kavramları hep bu zaruretin sonucu ortaya koyulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi, toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasalar ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmaktadır.
BK. 63. ve 64. maddeleri iade sonucunun kapsamını, fakirleşmenin değil, zenginleşmenin iyi veya kötü niyete dayalı olmasına göre ayrım yapmıştır. Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı, hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Bu husus, hem hakkaniyetin, hem de gerçek adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın, alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılır ve o şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kimi iade durumu, oluşacak iade dışındaki zenginleşme iade borçlu su yedinde, haksız zenginleşme olarak kalacak,iade borçlularının, iade de direnmelerine neden olacaktır. Ancak burada denkleştirme yapılırken, bir hususa daha dikkat edilmelidir. İade alacaklısının geçersiz sözleşmenin ifa edilemeyeceğini öğrendiği tarihin, iade kapsamını tespit de önemli olduğu unutulmamalıdır. Zira geçersiz sözleşmenin artık ifa edilemeyeceğini bile bile haksız zenginleşmenin iadesini istemeyen alacaklı, zararının artmasına kendisi sebep olacağından bu artan zararı iade borçlusundan isteyememelidir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, davalı kendisine ait daireyi, davacıya 29.5.1986 tarihli haricen düzenlenmiş satış vaadi sözleşmesiyle satıp, bedelini de tahsil etmiştir. Satış bedeli 1986 tarihindeki alım gücü ile, davalının mal varlığına girip kalmıştır. Davalı, tapulu taşınmazın bu şekilde satışının geçersiz olduğunu bilmesi gereken kişi konumunda ve kötü niyetlidir. Davacının davalı aleyhine açtığı cebri tescil davasına dair mahkemece verilen red kararının kesinleştiği 4.6.1999 imkansız hale geldiği kabul edilmelidir.
Hal böyle olunca mahkemece yapılacak iş; davacının 1986 yılında davalıya ödediği 7.000.000 TL. satış bedelinin 4.6.1999 tarihi itibariyle ulaşacağı alım gücünün, değerinin ne miktar olacağı, az yukarıda açıklanan ilke ve esaslar ışığında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi kurulundan nedenlerini açıklayıcı, taraf ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlemek ve bu yolla belirlenecek miktara istemle de bağlı kalınarak hükmetmekten ibaret iken, aksi yazılı düşüncelerle dairenin dava tarihindeki rayiç değerine hükmedilmiş olması usul ve kanuna aykırıdır. Bozma nedenidir.
Sonuç: 1.bentte açıklanan nedenle davalının diğer temyiz itirazının reddine,temyiz olunan kararın 2.bentte açıklanan nedenle davalı yararına BOZULMASINA , peşin harcın istek halinde iadesine, 22.11.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy