(818 S. K. m. 324, 390, 392) (1086 S. K. m. 286) (1412 S. K. m. 66) (1219 S. K. m. 75)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü.
Karar: Davacı, 25.81998 tarihinde geçirdiği trafik kazasında bacağının kırıldığını, önce Haydarpaşa Numune Hastanesine götürüldüğünü, oradan da kendi isteği ile davalı E... Hastanesine nakledildiğini, davalı hastanede tetkiklerinin yapılıp ameliyat edildiğini ve dört gün sonra taburcu edilip tedavisine ilaçla devam olunduğunu, bacağında akıntı olması ve iyi olmaması nedeniyle defalarca gittiği davalı hastanenin uyarılarını dikkate almayıp kendisini oyaladığını, bilahare gittiği başka bir doktor tarafından önceki ameliyatta yanlışlık yapılıp platinin kısa takılması nedeniyle bacağının iyi olmadığının tespit edildiğini, yeniden ameliyat olduğunu ve önceki yanlış ameliyat ve tedavi nedeniyle bacağının kesilerek 6 cm kısaldığını bildirerek, malullük oranının belirlenmesini, ikinci ameliyat nedeniyle yaptığı masraf olan 1.920.000.000 liranın davalılardan müteselsilen tahsilini istemiş, yargılama sırasında davalı Dr. D.A. hakkındaki davasından vazgeçmiştir.
Davalı şirket hastanelerinde yapılan ameliyat ve tedavinin başarılı olup, kusurlarının bulunmadığını, davacının taburcu olduktan sonra gerekli dikkat ve ihtimamı göstermediğini bildirip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalı D.A. hakkındaki davanın feragat nedeniyle, diğer davalı hakkındaki davanın da Yüksek Sağlık Şurası raporuna göre davalı şirkete ait hastanenin ve doktorlarının kusurlarının bulunmadığı gerekçesi ile reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından davalı şirket açısından temyiz edilmiştir.
Geçirdiği trafik kazasında bacağı kırılan davacının önce Numune Hastanesine, bilahare davalı şirkete ait E... Hastanesine götürüldüğü ve bu hastanede ameliyat edilip bacağına platin takıldığı, bacağının iyi olmaması üzerine, davacının ikinci kez ameliyat olduğu tüm dosya kapsamından anlaşıldığı gibi, bu husus taraflar arasında da çekişmesizdir.
Davacı, ilk ameliyat ve tedavinin kusurlu olduğu gerekçesi ile bu davayı açmıştır. Bu durumda, davacının ikinci kez ameliyat olması ve bacağının kesilerek kısalmasında, davalı şirkete ait hastanede yapılan ameliyat ve tedavinin tıbbın gereklerine uygun yapılıp yapılmadığı ile, olayda doktor hatası olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Taraflar arasındaki ilişki bir vekalet ilişkisidir. Dava özen borcuna aykırılık iddiası ile açılmıştır. Vekil işini yaparken, bir işçi gibi özen göstermek zorunda olup, en hafif kusurundan dahi sorumludur. (BK. 324, 390, 392 maddeleri) Doktor, hastalığa tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin doğru teşhisi koyup, önlemlerini eksiksiz biçimde gecikmeksizin almalı, olayın gerektirdiği en uygun tedaviyi gecikmeden belirleyip uygulamalıdır. Tıbbın gereklerine, kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise, bundan dolayı doktor sorumlu tutulamaz.
Mahkemenin kararını dayandırdığı Yüksek Sağlık Şurasının 26-27 Nisan 2001 tarihli raporun da olayın oluşumu ve uygulanan tedavi açıklanıp "dosyadaki bilgi ve bulgular değerlendirildiğinde; yapılan ameliyatın doğru olduğu, ameliyat sonrası enfeksiyon gelişmesi beklenen bir komplikasyon olduğu, bu nedenlerle hastane ve görevli doktorların kusursuz oldukları" belirtilmiştir. Raporda, somut olaydaki kırıkta, tıbbın gereklerine ve kurallarına uygun teşhis ve tedavi yöntemlerinin uygulanıp uygulanmadığı, bu konuda yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda özen gösterilip gösterilmediği, yapılması gerekenle, yapılanın uyuşup uyuşmadığı açıklamalarına yer verilmemiştir. Bu nedenle rapor yetersiz olup, hükme dayanak yapılamaz. Kaldı ki yüksek Sağlık şurası, 1219 sayılı Kanunun 75. maddesine göre, ceza mahkemeleri için CMUK 66/3 maddesine göre kendisine başvurulması zorunlu olan bir bilirkişi durumunda ise de, hukuk mahkemelerinde resmi bilirkişi değildir. Mahkeme yüksek sağlık şurasına başvurduğu takdirde, onun raporu ile bağlı değildir. (HUMK. 286 madde)
Bu durumda mahkemece yapılacak iş, konusunda uzman kişilerden oluşturulacak bilirkişi kurulundan veya Adli Tıp kurulundan, yukarıda açıklanan ilkeler ışığında yapılması gerekenle, yapılanın ne olduğu tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda doktor hatası olup olmadığını gösteren nedenleri de açıklayıcı tarafların mahkeme ve Yargıtay'ın denetimine elverişli rapor alınarak, hasıl olacak sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 21.1.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy