(1086 S. K. m. 76) (818 S. K. m. 61)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılardan Türk Eğitim Vakıfı ve Mehmet ... vs. avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü :
Karar: Davacı, davalıların paydaş oldukları 163 parsel sayılı taşınmaza bina ve eklentilerini yaptığını, ağaç dikip yetiştirdiğini, taşınmazın bu muhdesatlarla birlikte ortaklığın giderilmesi davası sonucu kendisine satıldığını, davalıların haksız zenginleştiklerini öne sürerek, 968.150.000 TL.nin, birleşen dava ile de 51.359.000 TL.nin davalılardan tahsiline verilmesini istemiştir.
Davalılar davanın yersiz olduğunu bildirerek reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, 935.239.000 TL.nin tapudaki payları oranında davalılardan alınarak davacıya verilmesine verilmiş; hüküm, davalılardan T.Eğitim Vakfı, M......, Yaşar ve İsmail ....., Nihat ....., Mehmet ..., Hanife ....., Şükriye.... ve Harun ..., Saadet ..., Fatmana ....., Muzaffer ( .. ).... Enver ..., Ömer ..., Yaşar ... ve İsmail ... tarafından temyiz edilmiştir.
Davacının haklı hiçbir neden olmaksızın davalılar adına tapuda kayıtlı çaplı taşınmaza girip, üzerine kendi malzemesi ile muhdesatlar yaptığı, taşınmazın davacının yaptığı bu muhtesatlarla birlikte davacıya satıldığı toplanan delilerden anlaşılmaktadır.
Esasen taraflar arasında bu konularda çözümü gerekli bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, açıklanan ve mahkemenin de kabulünde olan bu olgular karşısında davacının davalılardan davada olduğu gibi talep hakkının bulunup bulunmadığı, varsa bunun kapsamında toplanmaktadır.
Bir davada ileri sürülen olguları kanıtlamak, taraflara kanıtlanan olgulara göre davadaki istemi nitelendirmek, bu nitelendirmeye göre uygulanması gereken yasa maddelerini arayıp bulmak ve uygulamak da hakimin doğrudan görevidir ( HUMK 76.md. )
Hemen belirtelim ki, davacı başkasına ait tapulu taşınmaza kendi levazımı ile bina ve eklentilerini yapan kişidir ve kötü niyetlidir. Davacı davalılardan levazımının asgari değerini isteyebilir. Gerek öğreti ve gerekse sapma göstermeyen uygulama ile asgari levazım değerinin, yapı ve eklentilerinin yapımında kullanılan tüm malzemenin işçilik ve yapıma karı gibi unsurlar gözetilmeksizin piyasadaki en düşük değerlerinden, yapım yılı veya yıllarına göre yıpranma düşüldükten sonra elde edilecek miktar şeklinde hesaplanacağı benimsenmiş bulunmaktadır.
Diğer taraftan davacı bu davada, kendisince yapılan bina ve eklentiler nedeniyle fazla bedele satıldığını, bu fazla bedel kadar zenginleştiklerini öne sürerek bunun ödetilmesini istemiştir. Gerçekten taşınmaz davaya konu muhdesatlar nedeniyle daha yüksel bir bedelle satılmış ise bu halde davalıların haksız olarak zenginleştikleri miktarı davacıya iade etmeleri gerekir. Bu nedenle olaya B.K.nun 61 ve devam eden madde hükümleri de uygulanmalıdır. Bu halde de davalıların sebepsiz zenginleşmelerinin olup olmadığının tespiti önem kazanmaktadır.
Bunun tespitinde ise, davacının yaptığı bina ve eklentileri için hiçbir şekilde maliyet hesabı yapılmaksızın taşınmazın satış tarihi itibariyle mevkii, konumu, imar durumu, satın alınmasındaki objektif amaç, taşınmaz üzerindeki muhdesatların alıcıya sağlayacağı muhtemel yarar ile varlığının getireceği muhtemel zarar gibi faktörlerin tek tek irdelenerek taşınmazın muhdesatlı gerçek sürüm değeri ile muhtesatlar yok farzedilerek gerçek sürüm değerleri ayrı ayrı saptanmakta, bu yolla bulunacak iki değer arasında muhdesatları yapan lehine bir fark oluşmaz, değişik bir anlatımla taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatların varlığı alıcı yönünden bir ekonomik değer taşımadığı için satım bedeline etki yapmıyor veya yapmayacak ise davalıların muhdesatlar nedeniyle zenginleşmelerinin olmadığı, aksi halde iki bedel arasında muhdesatları yapan yönünden lehine bir fark oluştuğunda ise bu iki değerinin birbirine oranlanması, bu oranın satış bedeline uygulanması suretiyle elde edilecek fark bedel kadar muhdesatlar nedeniyle arsa sahiplerinin zenginleştiği kabul edilmektedir.
Mahkemenin hükmüne esas aldığı bilirkişi raporu az yukarıda açıklanan hususları açıklığa kavuşturan bir rapor niteliğinde değildir. Anılan raporda, davacı tarafından yapılan bina ve eklentileri için asgari levazım değerine ilişkin bir tespit
olmadığı gibi, davalıların sebepsiz zenginleşmelerine ilişkin saptaması da yeterli değildir ve kendi içinde çelişkilidir. Şöyle ki, öncelikle muhdesatlar için satış tarihi yerine dava tarihi esas alınmak suretiyle maliyet hesabı yapılıp, yıpranma düşüldükten sonra bulunan maliyet değeri zeminin değerine ilave edilmek suretiyle muhdesatlı taşınmaz değeri saptanmıştır. Diğer taraftan muhdesatsız yalın değerinin de hangi faktörler esas alınarak saptandığına ilişkin raporda inandırıcı bir gerekçeye yer verilmemiştir. Bu nitelikteki bir raporun hükme esas alınması mümkün değildir.
Davadaki ileri sürülüşe göre davacı, ancak davalıların haksız zenginleşmesi mevcut ise bu zenginleşme miktarından fazla olmamak kaydıyla az yukarıda açıklanan yönteme uygun taşınmazın satış tarihi itibariyle hesaplanacak asgari levazım değerini davalılardan tapudaki payları oranında isteyebilir. Davalıların sebepsiz zenginleşmeleri bulunmadığı takdirde ise davanın reddi gerekir.
Mahkemenin açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapmadan yetersiz ve kendi içinde çelişkili, somut olayın özelliğine uygun düşmeyen bilirkişi raporunu aynen benimseyerek yazılı şekilde vermesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Açıklanan gerekçe ile temyiz olunan ın davalılar Türk Eğitim Vakfı, M......, Yaşar ve İsmail ......, Nihat .., Mehmet ve Hanife ..., Şükrüye ve Harun ..., Saadet ..., Fatmana .., Muzaffer ( ... )..., Enver ..., Ömer ....., Yaşar .. ve İsmail ... yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 22.3.2001 gününde oybirliği ile verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy