(1086 S. K. m. 288)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat H. İ. gelmiş diğer taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak, dosya incelendi gereği düşünüldü.
Karar: Davacı, 1.1.1998 başlangıç tarihli kira sözleşmesi ile, davalıya ait daireyi iş yeri olarak kiraladığını, sözleşmeye göre davalının kira müddeti sona ermeden tek taraflı olarak taşınmazı tahliye ettirmesi veya satması halinde, kiralanana yapmış olduğu bütün masrafları döviz bazında ödemeyi kabul ettiğini, davalının 8.9.1998 tarihinde kiralananı sattığını ve sözleşmedeki şartın gerçekleştiğini, davalının ayrıca sebepsiz zenginleştiğini ileri sürerek masrafları karşılığı 9660 Doların 20.10.1998 tarihinden itibaren işleyecek bankaların döviz hesabına uyguladığı en yüksek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınmasını istemiştir.
Davalı, davacının davada dayandığı 1.1.1998 tarihli kira sözleşmesinin sahte olduğunu, davacının 1.9.1996 tarihli kira sözleşmesini, kiracı Özel İstanbul Kliniği Sağlık Hizmetleri A.Ş.nin kefili olarak imzaladığını bildirerek, davanın reddine dilemiştir.
Mahkemece, 1.651.304.348 Tl. asıl alacak, 247.695.652 TL KDV olmak üzere toplam 1.899.000.000 TL.nın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ayrıca davanın açıldığı 25.2.1999 tarihinden başlamak üzere 30.12.1999 tarihine kadar yıllık %80, 30.12.1999 tarihinden itibaren ise yıllık %70 oranında reeskont faizi yürütülmesine, 3095 sayılı yasanın 4489 sayılı yasa ile değişik 2/2 maddesinde öngörülen koşullar gerçekleştiğinde, reeskont faiz oranının anılan değişik madde hükmünce belirlenmesine karar verilmiş hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Davacı bu davada, 1.1.1998 başlangıç tarihli yazılı kira sözleşmesi hükümlerine dayalı olarak istekte bulunmuştur. İsteğin hukuksal dayanağı bu sözleşmedir. Davalı taraf ise, sözleşmenin sahte olduğunu, aslının ibraz edilmesi gerektiğini savunmuştur. Davacı taraf, davada dayandığı kira sözleşmesinin aslını dosyaya ibraz edememiştir. Dosyada mevcut noterlikçe 24.41998 tasdik tarihli fotokopi ise, kira sözleşmesinin aslı olarak değerlendirilemez. Nitekim bu tasdik işlemine ilişkin noterlikte de bir örneğinin olmadığı, noterliğin Cumhuriyet Savcılığına yazdığı yazı içeriğinden anlaşılmaktadır. Noter tasdik işlemini yaparken sadece fotokopi yoluyla çıkartılmış olan iş bu suretin aslına uygun olduğunu onaylıyorumşeklinde beyanda bulunmuştur. Gerçekten bu onayda, kira sözleşmesinin aslının, kira sözleşmesinde imzası bulunan kişilerin birlikte getirdikleri, imzalarını bu kişilere ait olduğu ve yanında imzalandığı şeklinde bir onay bulunmamaktadır. Öyleyse bu belge, davacı iddiasına delil olamaz ve davacının davasında ileri sürdüğü kira sözleşmesinin gerçekte var olduğunun kabulünü gerektirmez. Aslı olmayan bir kira sözleşmesindeki imzanın aidiyetinin dolayısıyle bu kira sözleşmesinin sahte olup olmadığının saptanmasına hukuken olanak yoktur. Diğer taraftan inkar edilmeyen 1.11.1994 başlangıç tarihli kira sözleşmesinde, kiralanana kiracı tarafından yapılanların, kira aktinin hitamında ve tahliye de mal sahibine bırakılacağı hükme bağlandığı gibi, bu kira sözleşmesinden sonra, davacının da kefil olarak imzaladığı dava dışı özel İstanbul Kliniği Sağlık Hizmetleri A.Ş. ile yapılan kira sözleşmesinde de, kiracı tarafından kiralanana yapılanların mal sahibine bırakılacağı hükme bağlanmıştır. Davacının kefil olarak imzaladığı 1.9.1996 başlangıç tarihli kira sözleşmesinden sonra, bu kiracının tahliyesini müteakip, kendisinin taşınmazda, kiracı olduğunu gösteren davada dayanılan sözleşme dışında öne sürüldüğü gibi, bir sözleşmenin varlığı iddia ve ispat edilmiş değildir. Aslı davacı tarafından ibraz edilmeyen davalı tarafından da sahteliği ileri sürülen bir kira sözleşmesinin varlığının mahkemece kabul edilmesi doğru değildir. Davacı, böyle bir kira sözleşmesinin varlığını yasal delillerle ispatlayamamıştır. Ne var ki, dava dilekçesinde her türlü yasal delil demek suretiyle yemin deliline dayanmıştır. Öyle ise, mahkemece davacıya bu delili hatırlatılmalı, bunun sonucuna uygun olarak öncelikle taraflar arasında ileri sürüldüğü gibi, bir kira sözleşmesi düzenlenip düzenlenmediği saptanmalıdır. Sonuçta, kira sözleşmesinin varlığı kabul edildiğinde bu kerre, bu sözleşme hükümleri esas alınmalı, aksi halde davanın reddine karar verilmelidir.
Mahkemenin açıklanan bu yönleri göz ardı ederek yazılı şekilde karar vermiş olması usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
2- Bozma nedenine göre, davacının temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan 1. bent gereğince temiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, 2. bentte açıklanan nedenle bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmediğine, peşin harcın istek halinde iadesine, 12.04.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy