(1086 S. K. m. 290)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat T. Dalay geldi diğer taraftan kimse gelmemiş olduğundan onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak, dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, davalıların murisi C. Şamlı'ya aralarındaki arkadaşlık nedeniyle 10.000.000.000 lira nakit olarak borç verip, karşılığında 1.8.1997 tarihli belgeyi aldığını, ancak belgede belirtilen tarihlerde murisin borcunu ödemediği gibi birkaç ay sonra vefat ettiğini bildirip, 10.000.000.000 liranın muaccel olduğu 1.12.1997 tarihinden itibaren faiziyle tahsilini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu belgenin ahlak ve adaba aykırı amacın devamını sağlamak için verildiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalıların murisine borç olarak verdiği nakit karşılığı aldığını iddia ettiği 1.8.1997 tarihli belgeye dayanarak bu davayı açmıştır. Belge, davalıların murisinin davacıdan 10.000.000.000 lira nakit borç aldığını ikrar eden bir belgedir. Davalılar öncelikle belgedeki imzanın murislerine ait olmadığını, imza murise ait olsa bile, evli olan davacı ile dul olan murislerinin arasında uzun yıllar süren gayrimeşru ilişkinin devamını temin amacı ile verilmiş olabileceğini, ahlak ve adaba aykırı amaç temini için verildiğinden geçersiz olduğunu savunmuşlardır. Davalılar bu 2001 davada, murisin davacı ile el ve fikir birliği yapıp kendilerinden mal kaçırmak ve zarara uğratmak amacı ile bu belgeyi düzenledikleri yolunda bir iddia ve savunmada bulunmamışlar, aksine davacı ve muris arasındaki ilişkinin devamını temin için muvazaalı olarak düzenlendiğini bildirip bedelsizlik iddiasında bulunmuşlardır. Yaptıkları bu savunma murise tebaan ve onun halefi olarak yapılmıştır.
Halefiyet yolu ile yapılan savunmada halefi, selefinden daha fazla bir hak kullanamaz. Muris bu davayı açsa idi muvazaa ve bedelsizliği ne şekilde ispat olanağına sahip idiyse halefte ancak aynı kurallar için de davasını ispat edebilir. Bu nedenle davalılar savunmalarını yasal delillerle kanıtlamak zorundadırlar. HUMK. 290 maddesine göre senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak olan veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler tanıkla ispat olunamaz. Davacının dayandığı belgedeki imzanın, Adli tip kurumunun 14.1.2000 tarihli raporu ile davalıların murise ait olduğu anlaşıldığına göre belgenin bedelsizliği ve muvazaalı olarak verildiği hususunda tanık dinlenemez ve tanık beyanlarına dayanılarak hüküm kurulamaz. Mahkemece, bu hususlar göz ardı edilerek yazılı şeklide karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, 20.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davalılardan alınarak davacıya ödenmesine, peşin harcın ret harcından çıkartılmasına, 08.05.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy