(818 S. K. m. 535, 535/7, 538)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat Suna Türk geldi, davalı taraftan kimse gelmemiş olduğundan onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacılar, 17.11.1992 tarihli sözleşme ile murisleri tarafından davalıya verilen 50.000 DM.ın iade edilmediğini ileri sürerek ödeme tarihindeki kur üzerinden reeskont faizi ile ödetilmesini talep etmiştir.
Davalı, sadece makine alımı için özel sözleşme yapıldığını, iş bitince 50.000 DM.ın ödendiğini ve sözleşmenin karşılıklı feshedildiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davalının 50.000 DM.ı ödediğini yazılı belge ile ispat edemediği gerekçe gösterilerek davanın kabulüne, 50.000 DM.ın dava tarihinden dövize uygulanan faizi ile tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davacıların dayandıkları 17.11.1992 tarihli özel sözleşmede özetle yurtdışında yapılacak işlerin ve gelen malların alımlarının Ferit .......ya satımlarının ise ortak olarak Süleyman ..... ve Ferit ....ya ait olup masraflarının ortak ödenip karın % 50şer oranında bölüşüleceğinden söz edilmektedir. Bu protokol içeriğine göre taraflar arasındaki ilişkinin karz hukuku ilişkisine dayalı olmayıp davalının da savunduğu gibi adi ortaklıktan kaynaklandığının kabulü gerekmektedir. Protokolde adi ortaklardan birinin ölümü halinde ortaklığın devamına ilişkin bir kayıt bulunmamaktadır.
Bu nedenle ortaklık davacıların murisinin ölümü ile son bulmuştur. Davalının idareci ortak olduğu düzenlenen protokol ve ödeme makbuzundan anlaşılmaktadır. Kural olarak idareci ortağın hesap verme yükümlülüğü vardır. Davalı idareci ortak, adi ortaklığın sona erip tasfiyenin yapıldığını kanıtlamamıştır. Bu durumda tasfiyeye mahkemece karar verilmesi gerekir. Adi ortaklığın ne şekilde sona ereceği BK 535 maddesinde, tasfiyenin nasıl ve kimler tarafından yapılacağı da 538. vd. maddelerinde gösterilmiştir. BK 535/7. mad. ve bendi gereğince mahkemece adi ortaklığın feshine karar verildiğinde ortaklığın malvarlığının ne şekilde tasfiye edileceği karar yerinde gösterilmelidir. Tasfiyenin BK 538 ve devamı maddeleri gereğice yapılması için mahkemece öncelikle tarafların tasfiye hususunda anlaşıp anlaşamadıkları tespit edilmeli, tasfiyede anlaştıkları takdirde ona göre karar verilmelidir. Taraflar mevcut mal ve demirbaşların bölüşülmesinde ya da malvarlığının bir meblağ karşılığında diğerine bırakılmasında anlaşamadıkları takdirde mahkemece tayin olunacak bir görevli marifetiyle bu malların satılmasına, öncelikle varsa ortaklığın borçlarının ödenmesine, bilahare ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar, ortaklık için yaptıkları masraflar hesaplanmalı ve her birinin şirketten olan alacağı düşüldükten sonra geriye bir şey kalır ise bu meblağın var ise zararın payları oranında paylaştırılmasına karar verilmelidir. Taraflar arasındaki adi ortaklık son bulduğuna göre mahkemece yukarıda yazılı esaslar ışığında ortaklığın tasfiyesi sonrasında ortaya çıkacak duruma göre değerlendirme yapılması gerekirken yazılı gerekçelerle davanın aynen kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davalı yararına BOZULMASINA peşin harcın istek halinde iadesine, 01.03.2001 gününde oybirliği ile verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy