(818 S. K. m. 213, 161) (743 S. K. m. 634) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat Tekin ....... gelmiş, diğer taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacı, tapulu taşınmazını davalıya 295.000 Amerikan Doları karşılığında sattığını, satış bedelinin 160.000 dolarlık kısmını peşin aldığını, bakiye 135.000 dolar alacağın teminatı olarak davalının bir dairesinin tapusunun kendisine devrinin sağlandığını, aralarında yaptıkları harici sözleşmede de davalının 135.000 dolar borcunu 5.4.2000 tarihinde ödemediği taktirde 25.000 dolar cezai şart ödeyeceğinin laştırıldığını, davalının sözleşmeden doğan edimini yerine getirmediğini, 25.000 dolar cezai şartın tahsili için girişilen icra takibine de itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline % 40 tazminatın tahsiline verilmesini istemiştir.
Davalı, harici sözleşmenin de buna bağlı olarak kararlaştırılan cezai şartında geçersiz olduğunu, kendisine satılan taşınmazın deprem nedeniyle değerinin düştüğünü savunarak, davanın reddini ve % 40 tazminat ödetilmesini istemiştir.
Mahkemece, davada dayanılan harici sözleşmenin niteliği itibariyle bir vefa sözleşmesi olduğunu, bu tür sözleşmelerin resmi şekilde yapılmamaları durumunda geçerlilik kazanamayacağı, geçersiz sözleşmeye bağlı olarak laştırılan cezai şartında geçersiz olacağı gerekçe gösterilerek davanın reddine verilmiş; hüküm, her iki tarafça temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı, bu davasında adına kayıtlı 20825 parseldeki taşınmazını 295.000 dolar karşılığında davalıya sattığını, davalının bakiye 135.000 dolar borcunun teminatı olarak 6485 parseldeki ( 5 )nolu dairesini tapuda devrettiğini, aralarında yaptıkları 5.4.1999 günlü harici sözleşme gereğince davalının bakiye 135.000 dolar borcunu sözleşmede kararlaştırılan 5.4.2000 tarihinde ödemediğini, bu nedenle kararlaştırılan 25.000 Amerikan doları cezai şarta hak kazandığını ileri sürmüş; davalı ise satın aldığı taşınmazının deprem nedeniyle değer kaybına uğradığını, ve harici sözleşmenin geçersiz olduğunu savunmuştur. Her ne kadar B.K. 213, M.K. 634 ve Tapu Kanunu 26. maddeleri tapulu taşınmazın haricen satışına ilişkin olarak düzenlenen sözleşmeler ve bu sözleşmelere bağlı olarak kararlaştırılan cezai şartların hukuken geçerli sayılmasına yasal olarak olanak tanımasa da celp edilen tapu kayıtlarının incelenmesinden harici sözleşmenin düzenlendiği 5.4.1999 tarihinde her iki tarafın da tapuda aynı tarihte işlem yapmak suretiyle geçersiz olan harici sözleşmeye geçerlilik kazandırdıkları, böylece kararlaştırılan cezai şartında geçerli hale geldiği anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece B.K. 161/3. maddesi hükmünce kararlaştırılan cezai şartın aşırı olup olmadığı yönünden tartışma açılmalı, ceza koşulunun sözleşenler arasındaki ilişkiye uygun düşmeyecek ölçüde yüksek tutulması ve açıkça hakseverliğe aykırı bulunması durumunda aşırılığın varlığı kabul edilmelidir. Böyle bir sonucun benimsenebilmesi için de alacaklının asıl edimi yerine getirmesindeki çıkarı ile ceza koşulu olarak saptanan miktar arasındaki oranın ve borçlunun borca aykırı davranmasındaki kusur derecesinin ve de borçlunun ekonomik durumunun göz önünde tutulması gerekir. Öte yandan alacaklının çıkarlarının hesabında, borçlunun borcunu ifa etmemesi yüzünden sağlayacağı kazançlar da göz ardı edilmemelidir. Alacaklının, borcun yerine getirilmemesinin yol açtığı zararlarının kapsamı üzerinde de durulmalıdır. Aşırılığın belirlenmesinde, ceza koşulunun borcun yerine getirilmesi için borçlu üzerinde ruhsal bir baskı yaptığı da gözetilmeli, böyle bir baskının ortadan kalkmasına yol açacak biçimde indirimden kaçınılmalıdır. Mahkemenin anılan yasa maddesi hükmünü resen doğrudan yerine getirmesi görevi bulunduğundan az yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak sonucuna göre bir verilmelidir.
Sonuç: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan ın davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 65.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 23.10.2001 gününde oybirliği ile verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy