(3402 S. K. m. 19, 12) (766 S. K. m. 39)
Dava: Taraflar arasındaki taviz bedeli davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, adına kayıtlı taşınmaz hisselerinin satışı sırasında tapu kaydında bulunan Emetullah Gülsüm Valide Sultan Vakfına ait vakıf şerhi nedeniyle 8.861.151.000 Tl. taviz bedeli ödendiğini oysa Kadostro tespitlerinde vakıf şerhi bulunmadığını bu nedenle taşınmazlardan taviz bedeli alınamayacağını belirterek, ödediği miktarın faiziyle beraber tahsilini istemiştir.
Davalı, dava konusu parsellerin ifrazla oluşan parseller olduğunu, ifraz sonucu meydana gelen taşınmazlara önceki tapu kayıtlarında bulunan vakıf şerhlerinin işlenebileceğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Tapu sicil Müdürlüğünden gelen cevabi yazıda dava konusu taşınmazlarda bulunan Emetullah Gülsüm Valide Sultan Vakfına ait vakıf şerhinin eski zabit kayıtlarından geldiği ancak tarihinin kütükler üzerinde belli olmadığı belirtilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, bidayet tapu kayıt örneklerinde vakıf şerhinin yazılı olmadığı, dava konusu parselleri de kapsayan ifraz öncesi 1157 nolu parsele ait tapulama tutanağının senetsizden tespit gördüğü ve tapulamadan önce de davalı olması nedeniyle tapulama tutanağının ilgili mahkemesine gönderildiği, yargılama sonucu kesinleşen ilamda dahi vakıf şerhinden söz edilmediği açıklanarak, Emetullah Gülsüm Valide Sultan Vakfına ait vakfiyenin dava konusu parselleri kapsamına aldığına dair herhangi bir ilam ve yazılı belge bulunmadığı belirtilmiştir. Davacıya ait taviz bedellerine konu olan taşınmazları da içine alan, ifraz öncesi 1157 nolu parsele ilişkin tapulama tutanağının, davalı olması nedeniyle Kartal 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı ile 1.12.1987 tarihinde kesinleşerek tapuya tescil edildiği sabit olmakla birlikte, vakıf şerhinin kayıtlara ne zaman işlendiği belli değildir. Vakıf şerhinin kayıtlara ne zaman işlendiği kartal Bölge tapu Sicil Müdürlüğünden sorulmuş ise de açık bir cevap alınamamıştır. Bu kez Vakıflar idaresinin vakıf şerhini tescili için talep dilekçesi verildiği gözetilerek dilekçe örneği istenerek vakıf şerhinin konulduğu tarihin istenmesi gerekir. Zira Kadostro görmüş bir parsele karar vakıf şerhin tarihi davada önem kazanmaktadır.
766 sayılı Tapulama kanununun 39. maddesinde tapuda kayıtlı gayrimenkulün zilyet lehine tespitinde, gayrimenkulün takyidinden, mülkiyetinin gayri ayni haklardan tedbirlerden ve hacizlerinden mütevellit üçüncü şahısların hakları saklı tutulur. Tapu kayıtlarındaki bu nevi hak ve mükellefiyetler tapulama tutanağında belirtilen yeni kütüklere aynen geçirilir hükmüne yer verilmiştir. Yine 3402 sayılı kanunun 19/1 maddesinde tapuda kayıtlı taşınmaz malın zilyet lehine tespitinde mevcut ve her türlü takyit ile sınırlı ayni haklar saklı tutulur. Eski tapu kayıtlarındaki bu tür hak ve mükellefiyetler, kadastro tutanağında belirtilerek yeni kütüklere aynen geçirilir demek suretiyle 766 sayılı kanunun 39 maddesi hükmü muhafaza edilmiştir.
Kadastro yasaları tasfiye amacı güderler. tespit öncesine ait haklar, tutanakta gösterilmemiş ise tespitin kesinleşmesi tarihinden itibaren belirli süre içerisinde dava edilmediği takdirde artık bir daha tapu kaydına işlenmesi söz konusu olamaz. Nitekim 3402 sayılı kanunun 12/3 maddesinde bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz denmek suretiyle tapulu mülkiyet hakkında dahil kadastro tespitinden önceki kayıtlarında var olan hakların 10 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra dava yolu ilede kayda geçirtilemeyeceğini açıkça hükme bağlanmıştır. Hak düşürücü süre geçtikten sonra tespit öncesi kayıtla mevcut bir hakkın mahkeme kararı ile dahi kayda işlenmesi sözkonusu olmayan bir halde Vakıf idaresinin tek taraflı irade beyanı ile kayda geçirilmesi kabul olunamaz.
Yasada vakıf şerhi yönünden ayrıcalık tanıyan bir hüküm yoktur. İste bütün bu nedenlerle tapudaki şerhin konulduğu tarih üzerinde durulması gerekir. Davalının bilirkişi raporuna itirazında ve temyiz dilekçesinde dile getirdiği vakıf şerhini ihtiva eden ve taşınmazların gelişine ait olduğu savunulan tapu kaydı da mahkemece incelenip tartışılmamıştır. Hemen belirtelim ki, salt kök kayıt ve belgelerde vakıf şerhinin mevcut olması davacıyı taviz bedeli ödeme yükümlülüğü altına sokamaz. Dairemizin sapma göstermeyen kararlarında ve öğretide kabul edildiği üzere, davalı idarenin taviz bedeli isteyebilmesi, ilgili vakfın sahih vakıflardan olması koşuluna bağlıdır. Gayrisahih vakıflar yönünden taviz bedeli istemenin hukuksal dayanağı bulunmamaktadır. Davalının dayandığı 4103 sayılı kanunda gayrisahih nitelikteki vakıflara uygulanamaz. Hal böyle olunca davalının rapora itiraz dilekçesi ve temyiz dilekçesinde sözünü ettiği kök tapu kaydı ve belgeleri getirilmeli, bunlarda Emetullah Gülsüm Valide sultan Vakfına ait bir şerhin mevcut olup olmadığının belirlenmesi, eğer şerh var ise, vakfiye örneğininde dosyaya konulması daha sonra bu konuda uzmanlığı bulunan bilirkişi aracılığı ile vakfiye incelenmek ve varsa tarafların bu konudaki delil ve karşı delileri de istenip toplandıktan sonra tümü birlikte değerlendirilmek suretiyle anılan vakfın sahih vakıflardan olup olmadığının saptanması, sahih nitelikte ise taviz bedeline tabi bulunduğu benimsenerek davanın reddine, değilse şimdiki gibi istirdada karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usule ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 19.11.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy