(818 S. K. m. 61) (743 S. K. m. 2, 634)
Dava: Taraflar arasındaki sözleşmenin iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacı 16.1.1990 tarihli sözleşme gereği 25.000.000 TL ödeyerek satın aldığı dairenin tapusunun kaçak yapıldığı gerekçesiyle verilemediğini ileri sürerek ödediği bedelin dava tarihindeki değeri olan 7.000.000.000 TL.'nin faizi ile ödetilmesini talep etmiştir.
Davalı, savunmada bulunmamıştır.
Mahkemece davanın kabulüne, davacının talep ettiği 25.000.000 TL.'nin ödeme tarihinden faizi ile tahsiline karar verilmiş; hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Dosya içerisinde bulunan B. Ticaret Kollektif Şirketi antetli tahsilat makbuzunda kat irtifakı oluşturulduktan sonra tapusu verilmek üzere daire alım bedeli olarak 20.000.000 TL.'si nakit 5.000.000 TL.'lik de senet olmak üzere tahsilatın davalı İ. tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasında şifai bir sözleşme ile dairenin alım satımının yapıldığı bir gerçektir. Davacı dairenin kaçak olması nedeniyle tapusunun kendisine verilemediğini belirterek ödediği bedelin dava tarihi itibari ile değeri olan 7.000.000.000 TL.'yi talep etmiştir. Davacının bu istemi ile 16.1.1990 tarihinde ödenen bedelin dava tarihinde ulaştığı değer olarak istemde bulunduğu açıktır.
Taraflar arasındaki satım sözleşmesine konu taşınmazın tapulu olduğu yönünde bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşme, resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir. (MK. 634, BK. 213, Tapu K. 26 ve Noterlik K. 60 maddeleri). O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar verdiklerini haksız ikitisap kuralları gereğince geri isteyebilirler.
Ne varki hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın hakısz iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin malvarlığından diğerinin malvarlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının malvarlığından istifade ederek kendi malvarlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bugüne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verildiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekse öğretide, bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır. Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelere de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, M.K.'nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. bunun için uygulanması gereken kurallar mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş; davacının 16.1.1990 tarihinde ödenmiş olduğu 25.000.000 TL.'nin, çeşitli ekonomik etkenler nedeniyle (azalan alım gücünün) (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar v.s.) ortalamaları alınmak suretiyle ulalşacağı alım gücü, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli, bu yolla belirlenecek miktara istemle de bağlı kalınarak hükmedilmelidir.
Denkleştirici adalet kuralına göre böyle bir istemde bulunulabilmesi için taraflar arasındaki sözleşmenin geçersiz olması icap eder. Bu nedenle olayda davalının sıfatı önem taşımaktadır. Diğer ifade ile kat karşılığı inşaat sözleşmesine binaen kendisine isabet eden daireyi satan satıcının müteahhit mi arsa sahibi mi olduğu önem taşımaktadır. davalının müteahhit olmaması halinde yukarıda belirtilen denkleştirici adalet kuralına göre 16.1.1990 tarihinde ödenen 25.000.000 TL.'nin akdin imkansız hale geldiği tarihte ulaştığı değerin belirlenmesi gerekmektedir.
Davalı müteahhit ise bu takdirde taraflar arasındaki satışın geçerli olmasına göre dairenin aktin imkansız hale geldiği tarihteki rayiç bedelinin belirtilmesi ve taleple bağlı kalınarak bu miktara hükmedilmesi gerekir. Mahkemece eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerden dolayı davalının tüm davacının sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bent gereği temyiz edilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 29.11.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy