(1086 S. K. m. 237) (2004 S. K. m. 72)
Dava: Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü.
Karar: Davacı, 28.3.1997 tarihli ödünç belgesi ile dava dışı Mustafa Koca ve Cemal Özlü ile birlikte eşit olarak ödenmek üzere davalıdan 50.000 DM aldıklarını ancak süresinde ödeyemeyince davalının aleyhlerine icra takibi yaptığını, diğer borçluların paylarına düşen kısmı ödediğini, kendisi ödeyemediği için takibe itiraz etmediğini, ancak sadece payı olan 1/3 lik kısmının ödenmeyip bu kısımdan sorumlu olmasına rağmen takibin tüm alacak üzerinden kesinleştiğini payını aşan oranda ödemeler yapmak zorunda kaldığını ileri sürerek fazladan tahsil edilen 5.051.000.000 TL. nin faiziyle iadesini, borçlu olmadığının tespitine ve inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı, bu konuda kesin hüküm olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, kesin hüküm olduğuna dayanılarak davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı dava dışı Mustafa Koca ve Cemal Özlü ile birlikte 10 gün sonra iade edilme koşulu ile davalıdan 50.000 DM. Borç para aldıklarını 28.3.1997 tarihli bu sözleşmeye göre her bir borçlunun borcun tamamından değil kendi hissesinden sorumlu olduğunun kararlaştırıldığını, davalı tarafından alacağın tahsil için yapılan icra takibine kendisinin itiraz etmediğini, ne var ki Mustafa Koca ve Cemal Özlü'nün kendi hisselerini ödeyip belgelerini aldıklarını, oysa davalının borcun tamamını kendisinden yeniden istediğini, yapılan ödemelere rağmen borcun tamamının ödetilmesi halinde borçlu olmadığı miktarı da ödemek zorunda kalacağını bildirerek 50.00 DM. nin 1/3 ü dışında kalan kısmından borçlu olmadığının tespitini istemiştir.
Davalı aynı konuda açılan menfi tespit davası olduğunu ve bunun redle sonuçlandığını kararın kesinleştiğini, bu itibarla kesin hüküm olduğunu bildirip davanın reddini istemiştir. Mahkemece de kesin hükmün varlığı kabul edilerek dava reddedilmiştir. HUMK. 237 maddesine göre bir hükmün kesin hüküm niteliğini taşıyabilmesi için taraflarının müddeabihin ve hukuki sebebinin aynı olması gerekmektedir. Mahkemece kesin hükmün varlığının kabul edildiği aynı mahkemenin 1997/329-653 esas ve nolu kayıtlı dava dosyasının incelenmesinde taraf ve müddeabih aynı olmakla birlikte hukuki sebebinin farklı olduğu gözlenmiştir. Davacı ilk davada verilen senedin teminat senedi olduğunu para alınmadığını ileri sürüp menfi tespit davası açmış bu davada ise karz hukuki ilişkisini kabul ederek aynı sözleşmede borçlu görünenlerin borçlarını ödediğini geriye kendi hissesinin kaldığını ileri sürmüştür. Hukuki sebeplerin farklı olması nedeniyle kesin hükmün varlığından söz edilemez. Mahkemece davacının ileri sürdüğü ve aynı borç senedine dayanılarak davacı dışında sözleşmenin tarafları olan diğer borçluların davalıya yaptığı ödemelerin varlığı halinde davacının borcun tamamından sorumlu tutulmasının mükerrer ödeme niteliğinde olup, yapılan ödemeler borcu söndüreceğinden mahkemece icra takibinde dava dışı olan Mustafa Koca ve Cemal Özlü'nün 50.000 DM.den hisselerine düşen miktarı ödeyip ödemediklerinin araştırılıp hasıl olacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı temyiz edilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 21.11.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy