(818 S. K. m. 217, 198)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü:
Karar: Davacı, davalı idarenin 29.8.2001 tarihinde yaptığı ihaleden 13.600.000.000TL.ye satın aldığı 860 parsel sayılı taşınmazın, ihale şartnamesinde belirtilen miktar ve vasıfları taşımadığını, şartnamede 15690 m² olarak belirtilen taşınmazın 7830 m² lik kısmının nehir yatağında kalıp su altında olduğunu, 1360 m² lik kısmında sedde ve yol olduğunu, bu kısımların kendisine teslim edilmediği gibi, bu kısımlardan faydalanmasının da mümkün olmadığını, taşınmazın bu nedenle ayıplı olduğunu bildirip, ödediği satış bedelinden bu kısma tekabül eden 7.965.836.000 liranın 29.8.2001 tarihinden itibaren faiziyle tahsilini talep etmiştir.
Davalı, davacının taşınmazın durumunu bilerek ve görerek satın aldığını bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1- Davacının ihale ile satın aldığı taşınmazın ayıplı olduğunu, anlayarak 12.11.2001 tarihinde mahkeme aracılığı yaptırdığı tespit sonucu hazırlanan 20.11.2001 tarihli rapora göre ve gerekse mahkemenin yaptığı keşif sonucu hazırlanan raporda, taşınmazın 6570 m² lik kısmı dışında kalan kısmın nehir yatağında su altında kaldığı gibi, sedde ve yol geçtiği, dolayısı ile taşınmazın ayıplı olduğu anlaşıldığı gibi, bu hususlar taraflar arasında da çekişmesizdir. Davacı ayıp nedeniyle, ayıplı kısma ilişkin satış bedelinin tahsili talebiyle bu davayı açmıştır. Borçlar Kanununun 217. maddesi taşınır satımına ilişkin hükümlerin, taşınmaz satımına da tatbik edileceğini belirtmiştir. Yine B.K.nın 198. maddesine göre, alıcı teslim aldığı malı örf ve adete göre, imkan hasıl olur olmaz muayene etmek ve satıcının tekeffülü altında olan bir ayıp gördüğü zaman bunu satıcıya derhal ihbar etmekle yükümlüdür. Bunu ihmal ettiği takdirde, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak satılanda adi bir muayene ile meydana çıkarılamayacak bir ayıp mevcut olup da, bu ayıp sonradan meydana çıkarsa, bu durumu derhal satıcıya ihbar etmediği takdirde gene satılanı bu ayıp ile birlikte kabul etmiş sayılır.
Somut olayda davacı, kendisine ihale ile Eylül 2001 tarihinde satılıp teslim edilen taşınmazın ayıplı olduğunu kasım 2001 tarihinde yaptırdığı tespit sonunda öğrendiği halde, bu durumu derhal satıcı davalıya bildirmediği gibi, aradan dört aya yakın ve makul olmayan, uzunca bir süre geçtikten sonra 18.3.2002 tarihinde bu davayı açmıştır. Davacı bu durumda BK. 198. maddesi hükmü ile kendisine yüklenen mükellefiyetlerini yerine getirmeyerek geç dava açtığından, taşınmazı yasanın açık hükmüne göre ayıplı hali ile kabul etmiş sayılır. Mahkemece, açıklanan bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2- Satıma konu taşınmazın ayıplı kısmına ilişkin bedelin davalıdan tahsiline karar verildiği halde, bu kısma ilişkin taşınmazın davacı adına olan tapu kaydının iptal edilerek davalı satıcı adına tesciline karar verilmemesi de, kabul şekli bakımından usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
3- Bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: 1. ve 2. bentlerde açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, 3. bentte açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmediğine, peşin harcın istek halinde iadesine, 19.2.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy