(2644 S. K. m. 26) (743 S. K. m. 2, 612, 634) (818 S. K. m.213)
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddin yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
Davacı, davalının 28.1.1992 tarihli harici satış sözleşmesi ile 5 parsel sayılı taşınmazda murisinden intikal eden payını kendisine sattığını, bu taşınmazın 1/2 payının kendisine 1/2 payının ise davalının murisine ait olduğunu, kayden ferağına vermediğinden açtığı ortaklığın giderilmesi davası sonunda taşınmazın satılarak ortaklığın giderildiğini, davalının harici senede sattığı bu taşınmazın satışından elde edilen bedelden payına düşen 4.030.162.000 TL sini aldığını ve sebepsiz zenginleştiğini belirterek bu bedelin yasal faizi ile davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı, davacıya hisse satışı yapmadığını, satış işleminin geçersiz olduğunu, taşınmazın satışından dolayı hissesi karşılığını aldığını belirterek davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne, 3.958.558.282 TL. nin dava tarihinden yasal faizi ile davalıdan alınmasına karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı ve davalının murisinin 112 paylı olarak müştereken malik oldukları taşınmazda, davalının miras hissesini 28.1.1992 tarihli harici sözleşme ile davacıya sattığı dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır. Davalının iştirak halinde malik olduğu taşınmazdaki hissesini taşınmazın müşterek maliki olan davacıya iştirak hali çözülmeden ve haricen yaptığı bu satış işlemi B.K. 213. M.K. 634 ve 612, Tapu Kanunu'nun 26. maddesine göre geçersizdir. Geçersiz satış sözleşmelerinde taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler.
Ne var ki hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, M.K. nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında davalı tapulu taşınmazda iştirak halinde bulunan hissesini 28.1.1992 tarihinde davacıya haricen satış teslim etmiş ve satış bedeli olan 60.000.000 TL yi almıştır. Bu para satış tarihindeki alım gücü ile davalının malvarlığına girip kalmıştır. Harici satım sözleşmesinde tapunun hangi tarihte verileceğine dair bir açıklık da bulunmamaktadır.
Diğer yandan iadenin kapsamını belirlemede geçersiz sözleşmenin artık ifa edilemeyeceğini öğrenildiği tarih önem arz eder. İade hakkını kullanmakta geciken alacaklı kendi kusuru ile artan zararını iade borçlusundan isteyemez.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş; davacının 28.1.1992 tarihinde ödemiş olduğu 60.000.000 TL. nin ifanın imkânsızlaştığı, taşınmazın ortaklığın giderilmesi davası sonucu satışın yapıldığı 27.4.1 997 tarihindeki ulaştığı alım gücü değerinin ne olacağı az yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altıda ve bilirkişi kurulundan nedenlerini açıklayıcı ve denetime elverişli rapor alınarak belirlenmeli ve bu yolla belirlenen miktara mahkemece verilen bu kararı davacı taraf temyiz etmediğinden davalı lehine oluşan müktesep hakla sınırlı kalınarak hükmedilmelidir.
Mahkemece bu yönler gözardı edilerek yazılı şekilde davalıya satış dosyasında ödenen miktara hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 04.02.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy