(818 S. K. m. 390, 391, 392) (4721 S. K. m. 6) (1086 S. K. m. 238, 239)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacı, davalı ile kardeş olduğunu, davalının sahte vekaletnameye dayanarak kendisinin de hissedar bulunduğu taşınmazı sattığını, ancak davalının kendisine isabet eden 1.250.000.000 TL.yı ödemediğini ileri sürerek 1.250.000.000 TL.nın tahsilini istemiştir.
Davalı, davacı hissesine isabet eden 1.250.000.000 TL.yı ödediğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, tarafların kardeşi olan davalı tanığı Zeliha T'ın davalının savunmasını doğruladığı, davacının hissesine düşen paranın ödenmediğini ispatlıyamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalının vekaleten sattığı taşınmazdan kendisine isabet eden paranın ödenmediğinden bahisle bu davayı açmıştır. Taraflar arasındaki ilişki vekil-müvekkil ilişkisi olup, uyuşmazlığın çözümünde B.K.nun 390 ve devamı maddelerinin uygulanması gerekir. B.K.nun 392. maddesinde vekilin, müvekkilin talebi üzerine yapmış olduğu işin hesabını vermeye ve bu cihetten dolayı her ne nam ile olursa olsun almış olduğu şeyi müvekkile tediyeye mecbur olduğu hükme bağlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki mahkemenin kabulünün aksine davada ispat yükü davalıda olup, aldığı bedeli davacıya iade ettiğini davalının yasal delillerle ispat etmesi gerekir. Taraflar kardeş oldukları için olayda tanık dinlenebilir. Nitekim davalıda savunmasını ispat etmek için tanık deliline dayanmıştır. Ancak dinlenen taraf tanıkları paranın davacıya ödenip ödenmediği hususunda bilgileri olmadığını beyan etmişlerdir. Mahkemece hükme esas alınan ve tarafların kardeşi olan tanık Zeliha T'ın beyanı da yeterli kabul edilemez. Herşeyden önce taşınmazın davacının vekaleti kullanarak tapuda satış yapıldığı sabittir. Oysa tanık Zeliha herkesin ve dolayısıyla davacının da parasını tapuda aldığını söylemektedir. Satış anında tapuda olduğu tanık tarafından bildirilen davacının kendisinin asil sıfatıyla hareket etmeyerek vekaleten satış yaptırdığının kabulü dosya kapsamıyla bağdaşmadığı gibi hayatın olağan akışına da aykırıdır. Kaldı ki davalı tanığı Zeliha parayı taşınmazı satın alan adam verdi demesine rağmen, tapu kaydının incelenmesinde satın alan şahsın kadın olup adının da Canan Ç. olduğu anlaşılmaktadır. Hükme esas alınan davalı tanığı Zeliha T'ın beyanı ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davalının parayı davacıya ödediğine dair savunmasını ispat ettiğinin kabulü mümkün değildir. Mahkemece bu hususlar gözetilerek davanın kabulü yerine reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 11.3.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy