(2004 S. K. m. 72) (1086 S. K. m. 438)
Dava: Taraflar arasındaki tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı sebeplerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içerisinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü.
Karar: Davacı, ortağı olduğu dava dışı proser Ltd.Şti.'nin davalıya ilişkin mecuru kiraladığını, kendisinin de kira sözleşmelerine kefil olduğunu, davalıya 3000 ve 5000 dolar bedelli iki adet senet verdiğini, Proser Ltd.Şti.'nin mecuru tahliye etmesi sonrası davalının burayı dava dışı AÇM şirketine kiraladığını, AÇM şirketinin kirayı ödememesi sebebiyle davalının kendisi ve Proser Ltd.Şti. aleyhinde icra takibi başlattığını, yapılan bu icra takibine karşılık davalıya 7000 dolar bedelli bir senedi ciro ederek verdiğini, davalının yaptığı icra takibin de kira bedellerini tahsil etmesine rağmen 7000 dolar bedelli senedi de icraya koyduğunu ileri sürerek davalıya 7000 dolar bedelli senetten dolayı borçlu olmadığının tespitiyle icra takibinin iptalini ve %40 tazminatın tahsilini istemiştir.
Davalı, kiracı şirketin mecuru hasarlı bir durumda teslim ve tahliye ettiğini, senedin aksinin yazılı belge ile ispat edilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; davalının 7000 dolar bedelli senedin verilme nedenini açıklayamadığı, davalının taşınmazda hasar olduğunu ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının icra dosyası sebebiyle borçlu olmadığının tespitine, davalının kötüniyetli olarak icra takibi yapması sebebiyle %40 kötü niyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- İİK. nun 72/5. maddesi uyarınca menfi tespit davası sonunda borçlu lehine tazminata hükmedilmesi için icra takibinin haksız olmasının yanı sıra alacaklının kötü niyetli olarak icra takibi yapmış bulunması şarttır. Dava konusu olayda davalı yedinde bulunan bonoyu icra takibine koymuş, davacının bonodan dolayı borçlu olmadığı da yargılama sonunda tespit edilebilmiştir. Davalının kötü niyetli olduğuna dair dosyada yeterli delil bulunmamaktadır. Bu itibarla davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilemez. Mahkemece bu yön gözardı edilerek davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden usulün 438/7 maddesi gereğince hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekir.
Sonuç: Yukarda 1 numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, 2 numaralı bent gereğince mahkeme kararının iki numaralı bendinin tümüyle karardan çıkartılmasına, yerine aynen (şartları oluşmadığından davacının kötü niyet tazminatı isteminin reddine) sözlerinin yazılmasına, hükmün bu değiştirilmiş ve düzeltilmiş şekliyle ONANMASINA, peşin harcın onama harcından çıkartılmasıyla arta kalan 210.520.000 liranın temyiz edenden alınmasına, 13.05.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy