(4721 S. K. m. 13, 15) (1086 S. K. m. 353)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacı, davalı tarafından keşide edilen ve lehtarı tarafından İzmir 2. İcra Müdürlüğünün 1999/2238 sayılı dosyası ile takibe konan alacağı, senetlerin lehtarından İzmir 6. Noterliğince düzenlenen temlikname ile devraldığını, davalının senetleri keşide edildikten sonra hacir altına alındığını ileri sürerek senet bedeli olan 8.580.000.000 TL. nin vade tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vasisi, borçlunun hacir altına alındığını, senet lehtarını tanımadığını alacağın neye dayandırıldığını bilmediğini bildirerek davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacının teklif ettiği yemin üzerine borçlu borcu kabul ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı vasisi tarafından temyiz edilmiştir.
1- Davalının M.K.nun 356. maddesi gereğince israfı, ayyaşlığı, sui hal ve sui idaresi ile kendisini veya ailesini zarurete bıraktığı veya daimi müavenet ve tekayyüde muhtaç olduğu anlaşıldığından kendisine vasi tayin edildiği dosyada yer alan Karşıyaka 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1998/1344 esas 1999/291 karar numaralı ilamından anlaşılmaktadır. M.K.nun temyiz kudretinin tanımını yapan 13. maddesi yaşının küçüklüğü sebebiyle yahut akıl hastalığı veya akıl zayıflığı veya sarhoşluk ve bunlara benzer sebeplerden biri ile makul surette hareket etmek iktidarından mahrum olmayan her şahsı müneyyiz kabul etmiştir. Oysa borçlu yasanın bu maddesinde tanımı yapılan sebeplerden dolayı hacir altına alındığından bunun M.K. hükümlerine göre mümeyyiz olarak kabulüne olanak bulunmamaktadır. Aynı yasanın 15. maddesi mümeyyiz olmayan şahsın tasarrufu hukuki bir hüküm ifade etmez hükmünü getirmiştir. Bu maddeye göre davalının imzaladığı senetlerden dolayı fiili ehliyetinin varlığının kabulüne hukuken olanak bulunmadığı açıktır. Dosyada yer alan ve Adli Tıp Kurumundan verilen başka bir davaya ait raporda borçlu C. E.'ın 10.10.2001 tarihinde yapılan muayenesi sonucu adı geçenin israf, ayyaşlık ve sui iadere sui hal nedeni ile gerek halen gerekse 9.2.1998 tarihinde hukuki ehliyeti olmadığına oybirliğiyle karar vermiştir.
Davacı, dosyada yer alan 26.9.2001 tarihli dilekçesinde borçlunun 1998 başlarında henüz kayyum atanmadan önce bir çok defalar gazinoya giderek yiyip içmiş ve eğlenme bedelleri karşılığında bu senetleri verdiğini bildirmesine göre adli tıp raporu ve davalının vermiş olduğu dilekçe içeriğine göre davalının 1998 yılı başlarında fiili ehliyetine haiz bulunmadığı açıktır.
Az yukarıda açıklanan M.K. 15. maddesi gereğince mümeyyiz olmayan şahsın tasarrufu hukuken bir hüküm doğurmayacağına göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bozulması gerekir.
2- Davalı hacir altına alınmış olup, HUMK.353.maddesine göre taraflardan biri mahcur ise yemin veli veya kanuni mümessiline teklif veya red olunabilir. Mahkemenin bu yasa düzenlemesine aykırı düşen yemin teklifine dayanarak sonucuna göre hüküm kurması da usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Yukarıda 1. ve 2. bentlerde açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 08.07.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy