(818 S. K. m. 306)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat K. Selek ile davacı asıl N. Küçük ve vekili avukat S. Özdemir'in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalıya 66.000 dolar ödünç verdiğini, 6.000 doları ödediğini, bakiyesini 20.1.1998 tarihinde ödemesi gerektiği halde ödemediğini ileri sürerek 60.000 doların 20.1.1998 tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacıdan borç almadığı gibi böyle bir belgede vermediğini, şirkette resmi başvurular için açığa atılan imzalı kağıtların ele geçirilerek doldurulduğunu beyanla davanın reddini, karşılık davada ise aynı nedenlerle borç belgesinin iptalini dilemiştir.
Mahkemece, asıl davanın kabulü ile 60.000 doların yasal faizi ile davalıdan tahsiline, karşılık davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davalı mukabil davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemenin kabulünde olduğu gibi imzalı senedin bilahare aralarındaki anlaşmaya uygun şekilde doldurulması amacıyla verilmesi halinde bu senedin anlaşmaya uygun olarak doldurulmadığını iddia eden tarafın bu iddiasını yasal delillerle kanıtlaması gerekir. Ne var ki davalı bu davada davacıya senet vermediğini, senedin bilgisi dışında kanunsuz alındığını savunmuş olup, bu olgu haksız fiil niteliğinde olduğundan ispatının tanık anlatımlarına göre değerlendirilmesi mümkün bulunmaktadır. Bu konuda bilgisine başvurulan davalı tanıklarından özellikle R. Salman'ın yeminli ifadesinde, İstanbul dışına giden davalının verdiği imzalı kağıtların kilitli çekmeceden zorlanarak açılıp alındığını fark ettiğini ve davacıya sorduğunda kendisinin aldığını geri getireceğini söylemesine rağmen iade edilmediği bildirilmiştir. Yargılama aşamasında davacı belgenin kedisine boş ve imzalı verildiğini, belgeyi aralarındaki anlaşmaya uygun olarak kendisinin doldurduğunu ileri sürmüştür. Oysa davacının dava dilekçesindeki açıklanan iddiası ile yargılama sırasında az yukarıda açıklanan beyanı farklı sonuçlar ortaya çıkaracak niteliktedir.
Dava dilekçesine göre dava konusu senet ödünç verilen para karşılığı davacıya verildiği, sonraki ifadesine göre ise para verildikten sonra doldurulmak üzere boş ve imzalı olarak verildiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Belgenin ele geçiriliş biçimi tanık anlatımlarıyla belirlendiğine göre davacının çelişkili ifadeleri de gözetilmek suretiyle borç verdiğini, bunun dışındaki yasal delillerle kanıtlaması gerekir.
Kaldı ki davalının şikayeti üzerine davacının sanık olarak yargılandığı 1999/4190 esas sayılı Asliye Ceza Mahkemesi dosyasındaki bilirkişi raporunda imzanın boş kağıda atılıp katlanarak muhafaza edildikten sonra metnin yazılıp imzanın atılmış olduğunun tespit edildiği görülmüştür. Bütün bu olgular gözetildiğinde davacının karz hukuki ilişkisini kanıtladığının kabulüne olanak yoktur. Ne var ki davacı dava dilekçesinde her türlü delil demek suretiyle yemin deliline dayanmıştır.
Mahkemece davacıya yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı temyiz edilen hükmün davalı-birleşen davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 250.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 24.10.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy