(4721 S. K. m. 2, 4) (6762 S. K. m. 18, 20)
Dava: Histaş Hisar İnşaat Turizm San ve Tic. A.Ş. vekili avukat Faruk Ceylan ile E. Jale Dural Hansel vekili avukat Muzaffer Sofuoğlu aralarındaki dava hakkında Kadıköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 9.7.2002 tarih ve 1145-778 sayılı hükmün Dairenin 27.3.2003 tarih ve 15091-3523 sayılı ilamiyle onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde davalı avukatı tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu.
Karar: Davacı, 1.1.1999 başlangıç tarihli 10 yıl süreli kira sözleşmesi ile halen aylık 2757 Dolar kira üzerinden davalının kiracısı bulunduğunu, Şubat 2001 tarihinde döviz kurlarında meydana gelen yükselme nedeniyle edimler arasında dengenin kiracı aleyhine katlanılamaz ölçüde bozulduğunu ileri sürerek, 1.10.2001 tarihinden itibaren kira bedelinin aylık 1.100.000.00 TL. veya karşılığı Dolar olarak uyarlanmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı, olayda öngörülmezlik unsurunun bulunmadığını, sözleşmeye bağlılığın esas olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne, aylık kira bedelinin 2722 Dolar olarak uyarlanmasına karar verilmiş; hüküm davalının temyizi üzerine Dairemizce onanmış, davalı bu kez karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
Dava, yabancı para olarak kararlaştırılan kira parasının günün ekonomik koşulları altında çekilmez hal alması ve böylece işlem temelinin çökmesi olgusuna dayalı kira parasının uyarlanması isteğine ilişkindir.
Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa-Pacta Sund Servanda) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Eş söyleyişle sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeniyle değişmiş olsa bile borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Gerçekte sözleşmeye bağlılık ilkesi hukukun güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır. Ancak bu ilke özel hukukun diğer ilkeleri ile sınırlandırılmıştır.
Sözleşme yapıldığı andaki karşılıklı edimler arasında mevcut olan denge, sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde taraflardan biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulabilir. İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ve sözleşme adaleti ilkeleri arasında bir çelişki hasıl olur ve artık bu ilkeye sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif hüsnüniyet (M.K. 2., 4. md) kaidelerine aykırı bir durum yaratır hale gelir. Hukukta bu zıtlık beklenemeyen hal şartı-sözleşmenin değişen şartlara uydurulması ilkesi ile giderilmeye çalışılmaktadır.
Beklenmeyen hal kuramının açıklanması şöyle yapılmaktadır. Akit yapıldığı sırada mevcut bulunan şartlar önemli surette değişmiş ise taraflar akide bağlı olmamalıdır. Buna beklenmeyen hal şartı (Clausa Rebus Sic Stantibus) denmektedir. Bu görüş öğretide Emprevizyon Teorisi adıyla anılmaktadır. Öğretide sözleşmenin yapıldığı zamandaki durumların değişmemesi şartıyla yapıldığı varsayılır. Akitlerin ifasının şartların değişmesine bağlayan fikri çok gerçeğe uygun değil ise de Ahde Vefa prensibine kesin ve sıkı sıkıya bağlılığında her zaman adil olmadığı görülmektedir. Bu gün İşviçre'de Türk Hukukunda çoğunlukla dayanılan esas dürüstlük kuralı uyarınca çözüm bulunmasıdır.
Hukukumuzda mehaz kanunundaki uygulamalar doğrultusunda Medeni Kanun'un 2. maddesinden de esinlenmek suretiyle hem Clausula Rebus Sic Stantibus ilkesine hem de işlem temelinin çökmesi kuramını uygulamak suretiyle uyarlama davalarının görülebilir olduğunu benimsemiştir. İşlem temelinin çökmesi kavramının uygulanabilmesi için sonradan meydana gelen değişikliklerin önceden teşhis ve tahmin edilememiş olması gerekir. Her talep vukuunda sözleşmeyi değişen hal ve şartlara uydurmak mümkün değildir. Aksi halde özel hukuk sistemimizde geçerli olan irade özgürlüğü, sözleşme serbestliği ve Sözleşmeye bağlılık ilkelerinden sapma tehlikesi ortaya çıkar. Sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai, tali (ikinci derece de) yardımcı niteliktedir. Sözleşmeye bağlılık ve saygı esastır.
Türkiye'de yıllardan beri ekonomik paketler açılmakta, ancak istikrarlı bir ekonomiye kavuşamamaktadır. Devalüasyonların ülkemiz açısından önceden tahmin edilemeyecek bir keyfiyet olmadığı, kur politikalarının güvenilir olmadığı bir gerçektir. Nitekim kira sözleşmesinin yapıldığı tarihten sonra Kasım 2000 tarihli ve bundan kısa bir süre sonra da Şubat 2001 tarihli ekonomik kriz meydana gelmiştir. Devalüasyon ve ekonomik krizlerin bir anda oluşmadığı, piyasadaki belli ekonomik darboğazlardan sonra meydana geldiği bir gerçektir. Tacir olan davacının ekonomik krizin işaretlerinin belli olduğu bir dönem de yabancı para üzerinden kira sözleşmesi yapması basiretli bir tacir olarak davranmadığı sonucuna varılmalıdır.
TTK. nun 18/1 maddesinde A.Ş. lerin tacir oldukları açıklanmıştır. Aynı yasanın 20/II. maddesinde de her tacirin ticaretine ait faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümü aslında objektif bir özen ölçüsü getirmekte ve tacirin ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinde kendi yetenek ve imkanlarına göre ondan beklenebilecek özeni değil aynı ticaret dalında faaliyet gösteren tedbirli, öngörülü bir tacirden beklenen özeni göstermesinin gerekli olduğu kabul edilmektedir. Gerekli tedbirleri almadan sözleşme yapan ve borç altına giren tacirin alabileceği tedbirlerle önleyebileceği bir imkansızlığa dayanması kabul edilebilecek bir durum değildir. Ülkemizde 1958 yılından beri devalüasyonlar ilan edilmekte, sık sık para ayarlamaları yapılmakta, Türk parasının değeri dolar ve diğer yabancı paralar karşısında düşürülmektedir. Ülkemizdeki istikrarsız ekonomik durum tacir olan davacı tarafından tahmin olunabilecek bir keyfiyettir. Somut olayda uyarlamanın koşullarından olan öngörülmezlik unsuru oluşmamıştır. Öte yandan uyarlamaya karar verilebilmesi için işlem temelinin de çökmüş olması gerekir. Aylık net 2757 dolar kiranın brüt 2722 dolara uyarlanmasında işlem temelinin çöktüğünün kabulü mümkün değildir. Öyle ise mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksine düşüncelerle ve yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup kararın bu nedenle bozulması gerekirken Dairemizin sehven onandığı bu kez yapılan inceleme ile anlaşılmış olup, davalının karar düzeltme talebinin kabulüne, Dairemize ait 27.3.2003 tarihli 2002/15091 esas, 2003/3523 sayılı onama ilamının kaldırılmasına hükmün açıklanan nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının karar düzeltme talebinin kabulüne, Dairemize ait 27.3.2000 tarihli, 2002/15091 esas 2003/3523 sayılı onama ilamının kaldırılmasına, mahkeme kararının açıklanan gerekçeyle BOZULMASINA, evvelce alınan peşin harcın istek halinde iadesine 26.01.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy