(1086 S. K. m. 381, 388, 389) (2709 S. K. m. 141)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı esas davanın kabulüne, karşı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalı ile yaptığı gayrimenkul satım sözleşmesine göre tapudan devrettiği taşınmazın bakiye satış bedelini ödemediği, 15360 markın tahsili için yaptığı icra takibine de itiraz ederek takibin durmasına neden olduğunu ileri sürerek icra takibine vaki itirazın iptalini ve inkar tazminatına hükmolunması talep etmiştir.
Davalı, cevap dilekçesi ve karşı dava dilekçesinde sözleşmede 4. 500.000.000 TL karşılığı 15.360 Mark ödenmenin kararlaştırıldığı ancak 2001 Şubat ayında meydana gelen kriz nedeniyle bu miktarın uyarlanmasını talep etmiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 8.023.86 mark karşılığı Euro üzerinden takibin devamına, kalan miktar hakkında dava devamı sırasında ödeme yapıldığından karar verilmesine yer olmadığına, karşı davanın reddine, % 40 inkar tazminatından sorumlu tutulmasına karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Mahkemece kısa kararda davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine ilişkin bir hüküm bulunmadığı halde gerekçeli kararda davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmiştir.
HUMK. 'nun 381. maddesi gereğince mahkeme, hazır olan tarafların iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi, en az aynı yasanın 388. maddesinde belirtilen hüküm sonucunda duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur.
Aynı maddenin son fıkrası gereğince de zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın sonradan belli bir süre içinde yazılması mümkündür. İşte bu gibi hallerde HUMK'un 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren, tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara, daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur.
Öte yandan kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK'un yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeli ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir.
Temyize konu davada mahkemece kısa kararda "...davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline" gerekçeli kararda ise "davalıdan tahsiline" şeklinde hüküm kurulmak suretiyle yukarda değinilen ilke ve yasa hükümleri gözardı edilerek kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenine göre davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,
Sonuç: Yukarıda ( 1 ) nolu bentte açıklanan gerekçeler 10.4.1992 tarih, 1992/7 esas, 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere hükmün BOZULMASINA. ( 2 ) nolu bentte açıklanan gerekçelerle diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığını, peşin harcın istek halinde iadesine, 20.4.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy