(818 S. K. m. 389, 390, 392) (1136 S. K. m. 167)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat S. Aksakallı ile davalı İrem T.'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacı, davalıya avukatlıklarını yaptığı dönemde iş avansı adı altında ödemeler yapıldığını, takip edilecek dosyalar ve işler için masraf olarak verilen avansın davalının azledilmesine rağmen kendilerine iade edilmediğini bildirerek 16.208.594.023 TL avansın ödeme tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsilini talep etmiştir.
Davalı, cevap dilekçesinde verilen avansların hem masraf hem de avukatlık ücreti olarak verildiğini, masraf olarak iadesi gereken bir miktar olmadığını, verilen avansların avukatlık ücretini dahi karşılamadığını bildirerek davanın reddini dilemiş, birleşen davada ise haksız azlinden dolayı azil tarihine kadar hak ettiği ve ödenmeyen vekalet ücreti olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 1.000.000.000 TL. nın tahsilini talep etmiştir.
Mahkemece ücreti vekalete ilişkin olarak açılan ve birleştirilerek görülen 2001/67 esas nolu dava dosyasının Baro Hakem Kurulunda bakılması gerektiğinden bahisle tefrik edilerek görevsizlik kararı verilmiş, iş avansından dolayı alacak davasında ise davanın esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Yukarıda da kısaca özetlendiği gibi, taraflar arasındaki uyuşmazlık Avukatlık Sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, esasen bu yön mahkemenin kabulündedir. Davacı taraf, davalının sözleşme ile üstlendiği vekalet görevinden azledildiği halde masraf olarak verilen avansların iade edilmediğini ileri sürerek bu davayı açmıştır. Davalı avukat olarak sözleşme ile üstlendiği görevini sözleşme kapsamında özen ve sadakatle yerine getirmek zorundadır. Bu görevini BK. 389 ve 390. maddelerine göre yerine getirmesi gerektiği gibi, yine anılan yasanın 392. maddesi hükmü gereğince hesap vermek yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği araştırılıp tartışılmalıdır. Olayımızda olduğu gibi BK. 389,390 ve 392. maddelerinin olaya uygulanacak olması veya başka bir yasa maddesinin uygulanmasının gerekmesi, davaya bakacak görevli mahkemenin belirlenmesine etkili değildir. Davaya bakmakla görevli mahkeme, olaya uygulanması gerekli olan yasa maddelerini re'sen arayıp bulmak ve bu maddeleri uygulayarak ihtilafı çözmek durumundadır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nda değişiklik yapılmasına dair 2.5.2001 tarihinde yürürlüğe giren 4667 sayılı kanunun 80. maddesi ile Avukatlık Kanunu'nun 167. maddesi değiştirilerek, Avukatlık Sözleşmesinden ve vekalet ücretinden kaynaklanan her türlü anlaşmazlıklar, hukuki yardımın yapıldığı yer barosu hakem kurulunca çözümlenir hükmü getirilmiştir. Anılan yasa hükmü hiçbir duraksamaya yer vermeyecek kadar açık olup, baro hakem kurulunun görev ve yetkisini sadece avukatın ücret alacağı ile sınırlamamış bunun yanında avukatlık sözleşmesinden kaynaklanan her türlü uyuşmazlıkların da baro hakem kurulunca çözümleneceği hükmü getirilmiştir.
Yasanın bu kadar açık ve anlaşılır hükmü karşısında, Uyuşmazlığın Avukatlık Kanunu hükümleri değil de, Borçlar Kanunu'nun 389,390 ve 392. maddelerinin uygulanarak çözümlenmesinin gerekmesi, davaya genel mahkemelerde bakılması gerektiği sonucu doğurmaz. Bu nedenle Avukatlık Kanunu'nun 167. maddesinde yapılan son değişiklikle getirilen hükmün bu kadar açık, yoruma gerek olmayan anlam ve kapsamı karşısında davaya bakmaya Baro Hakem Kurulu görevlidir. Böyle olunca, mahkemece, uyuşmazlığın Baro Hakem Kurulunca çözümlenmesi gerektiği kabul edilerek, dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2- Yukarıda açıklanan bozma şekil ve sebebine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün görev noktasından BOZULMASINA, 2 nolu bentte yazılı nedenlerle davacı tarafın temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 275.000.000 lira duruşma avukatlık arasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 20.05.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy