(4721 S. K. m. 2, 4) (6762 S. K. m. 18, 20) (2886 S. K. m. 51)
Dava: Taraflar arasındaki kira uyarlaması davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü.
Karar: Davacı, davalıya ait taşınmazı 19.9.2000 tarihli kira sözleşmesi ile 3 yıl süreyle aylık kirası 3600 dolar karşılığı TL. olacak şekilde yıl boyunca sabit uygulama kuru ile 2000 yılı için 2.408.745.600TL. olacak şekilde kiraladığını, ancak devalüasyon sonucu doların aşırı değer kazandığını, 1.10.2001 tarihinde başlayan dönem için aylık kiranın 3600 dolar karşılığı 5.723.017.200TL. olduğunu, dengelerin davalı lehine bozulduğunu ileri sürerek bedelin uyarlanmasını, devalüasyondan önceki kur üzerinden TL. karşılığı olarak ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, uyarlama koşullarının bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, alınan bilirkişi raporu benimsenmek suretiyle 31.10.2001 tarihi itibariyle aylık kira bedelinin 2130 dolar karşılığı TL. olarak ödenmesine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacının, davalıya ait arsa nitelikli taşınmazı 2886. sayılı kanunun 51/g maddesi gereğince 3 yıl süreyle ve aylık kirası 3600 dolar karşılığı TL. olacak şekilde hazır beton tesisi kurmak ve işletmek amacıyla kiraladığı uyuşmazlık konusu değildir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, her kira dönemi başında 3600 dolar karşılığı TL. olarak belirlenen kira parasının günün ekonomik koşulları altında çekilmez hal alması ve böylece işlemin temelinin çökmesi olgusuna dayalı kira parasının uyarlanması isteğine ilişkindir. Sözleşme hukukuna egemen olan sözleşmeye bağlılık (ahde vefa-gacta sund servenda) ilkesi hukukumuzda da kabul edilmiştir. Bu ilkeye göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Karşılıklı borç doğuran akitlerde taraflardan biri için sonradan ağırlaşmış, kararlaştırılan edimler dengesi sonradan ortaya çıkan olaylar nedeniyle değişmiş olsa bile, borçlu (denge aleyhine bozulan taraf) sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir.
Gerçekte sözleşmeye bağlılık ilkesi, hukuki güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır. Ancak bu ilke, özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır.
Sözleşme yapıldığı andaki karşılıklı edimler arasında var olan denge, sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle taraflardan biri aleyhine katlanılamıyacak derecede, büyük ölçüde bozulabilir. İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ve sözleşme adaleti ilkeleri arasında bir çelişki hasıl olur ve artık bu ilkeye sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif hüsnüniyet (M.K. 2., 4. md) kaidelerine aykırı bir durum yaratır hale gelir. Hukukta bu zıtlık (Clausula Rebus Sic Stantibus-Beklenemeyen hal şartı-sözleşmenin değişen şartlara uydurulması) ilkesi ile giderilmeye çalışılmaktadır.
Ülkemizde yıllardır süren enflasyon eşya fiyatlarındaki beklenilenin üzerindeki artışlar Türk Parasının yabancı paralara karşı sürekli değer kaybetmesi toplumun yaşamını ağırlaştırmakta ve huzursuzluk kaynağı olmaktadır. İşte bu açık olgu karşısında kiralayan mal sahiplerine enflasyonun rizikolarından korunmak amacıyla dövize endeksli kira sözleşmeleri düzenledikleri bir gerçektir. Somut olaya göre kira sözleşmesinin imzalanmasından 5 ay sonra Şubat ekonomik krizi meydana gelmiştir. Devalüasyon ve ekonomik krizlerin bir anda oluşmadığı belli ekonomik dar boğazlardan sonra meydana geldiği de bilinen bir gerçektir. Davacı TTK. nun 18/1 maddesi hükmüne göre tacir olup, aynı yasanın 20. maddesine göre ticarethaneye ait faaliyetlerinden dolayı basiretli işadamı gibi hareket etmesi gerekir. Yabancı para karşısında sürekli değer kaybeden Türk Parası yerine döviz ile sözleşme yapan ve borç altına giren tacirin alabileceği tedbirlerle önleyebileceği bir imkansızlığa dayanması da kabul edilemez. Davalının bunu tahmin etmesi gerekir. Kaldı ki daima yardımcı çözüm yolu olan uyarlamanın koşullarından olan işlem temelinin çöktüğü olgusunu da davacı kanıtlayamamıştır. Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bozulması gereklidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan gerekçelerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 16.06.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy