(1086 S. K. m. 275, 286)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili ile davalı ve vekili gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalı doktor tarafından tespit edilen gebeliğin 20.4.2000 tarihinde kürtajla sona erdirildiğini, ancak 15.5.2000 tarihinde karın ağrısı, ishal, tansiyon düşüklüğü şikayeti ile hastaneye kaldırıldığını, hastanede 8 haftalık dış gebelik saptanarak acil ameliyata alındığını, kendisinde zamanında dış gebelik teşhisi konulamaması sonucu hayati tehlike atlattığını ileri sürerek 2.650.000.000TL. maddi, 10.000.000.000TL. manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsilini istemiştir.
Davalı, davacıda 5 hafta 4 günlük iç gebelik saptandığını, 20.4.2000 de iç gebeliğin tahliye edildiğini, bir hafta sonra kontrole geldiğinde, hiçbir şikayetinin olmadığını, dış gebelik belirtilerinin bulunmadığını, hastayı 15 gün sonra tekrar çağırmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; dosyada yer alan bilirkişi raporları esas alınarak davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
HUMK. 286. maddesi hükmü uyarınca hakim, bilirkişi raporu ve görüşü ile bağlı olmamakla beraber HUMK. 275. maddesi hükmü uyarınca, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Şöyle ki, davacının Tabip Odasına şikayeti üzerine aldırılan bilirkişi incelenmesinde, hastaya ait olduğu bildirilen ultrasonografik fotografda iç gebelik gözüktüğü ve bunun tahliye edildiği, tahliye sonucu elde edilen metaryalin histopatolojik tetkike gönderilmediği zira dış gebelik şüphesi yokken bu uygulamanın mutat olmadığını ancak böyle bir histopatolojik inceleme yapılamamışsa hastada geçmişe yönelik heterotropik ( iç ve dış gebeliğin aynı anda var olması )gebelik tanısı konulamayacağını zaten bu tip gebeliğin teşhisinin de çok zor olduğunu, tahliyeden 10 gün sonraki kontrolde B hCG kan testi ile iç ve dış gebelik hakkında bilgi verici sonuç alınacağını ancak tüm bunların bir dış gebelik şüphesi olduğu taktirde yapılacağını, eğer varsa heterotropik gebeliğin bir doktorun hayatında bir iki kez karşılaşacak kadar nadir rastlanan bir vaka olduğu bildirilmiştir. Adli tıp raporuna dayanak teşkil eder. C Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. K' ye ait raporda; hastaya ait ultrason fotoğrafındaki iç gebelik bulunduğunu, bunun tahliyesi sonucu elde edilen metaryelin historepatolojik incelenmesinin mutad olmayıp dış gebelik yada molar gebelik şüphesi halinde mümkün olduğu, hastada muhtemelen heterotropik gebelik bulunduğunu, bunun nadir rastlanan sıklığı 1/3889-1/6778 oranında olduğu, %50'sinde tanının iç kanama nedeniyle yapılan ameliyat ile batın içine girildiğinde anlaşılabildiği, belirti vermeden gelişebileceği bu yüzden ilk başta teşhis edilememesinin meslek kusuru, ihmali sayılamayacağı vurgulanmıştır. Açıklanan bu bilirkişi raporları doğrultusunda; davalı doktorun dış gebelik ihtimalinin göz önünde tutularak, bu ihtimalinde araştırılmasının gerekip gerekmediği, yani özen borcunun bu şekilde yerine getirilip getirilmediğine ilişkin bilirkişi raporunda gerekçeli, ikna edici bir açıklama bulunmamaktadır. Adli Tıp İhtisas Dairelerince verilen raporların mahkemece bağlayıcı değildir. Mahkemece bu yön gözetilerek konusunda uzman üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığı ile davacıya ait tüm raporlar dosyaya ibraz edilerek, yine dosyada bulunan Tabib Odası bilirkişi raporu, Adli Tıp Kurumu Raporu, C Tıp Fakültesinden alınan rapordaki görüşlerde esas alınarak, davalının özen borcunu yerine getirmemesi nedeniyle davalıya izafe edilecek bir kusur olup olmadığının, aldırılacak bilirkişi raporu ile tespiti ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan gerekçelerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 275.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 16.9.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy