(4721 S. K. m. 723, 729)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, yazlık konutlar yapmak amacı ile 550 parsel nolu taşınmazdaki dava dışı Ferhan Seyhan'ın 2/5 payını, taşınmazda fiili taksim olgusunu yerinde görerek, 21.11.1991 tarihinde satın alarak yazlık villalar inşaa ettiğini, ancak davalının açtığı şufa davasının mahkemece kabul edilerek, 2/5 payın davalı adına tescil edildiğini, iyi niyetli kendi özel parseli olduğu düşüncesi ile inşaa ettiği villaların kıymetinin arsa değerinden fazla olduğunu ileri sürerek, muhik tazminat karşılığında 2/5 payın mülkiyetinin adına tesciline, olmadığı taktirde fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydı ile, villaların rayiç değerinin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınmasını istemiştir.
Davalı, şufa davası sonucu binaların ve bağlı olduğu gayrimenkul payının bedelinin şufa hakkı bedeli olarak yatırıldığını, bu nedenle davacının artık bir bedel istemeye hakkı olmadığı gibi, davacıya şufa davası açılmadan önce keşide edilen ihtarname ile şufa hakkını kullandığını, davacının ihtarname ve şufa davasından sonra, inşaata devam etmiş olması nedeniyle kötüniyetli olduğunu, kaldı ki inşaatın kaçak olup, her an yıkılabileceğini bildirerek davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, tapu iptal ve tescil davasının reddine, 115.940.000.000 TL.nın dava tarihinden itibaren kanuni faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacı tarafından davalının hissedarı bulunduğu taşınmaz üzerine yapılan muhdesattan kaynaklanmaktadır. Davacı, dava dışı kayıt maliki bulunan Ferhat Seyhan'ın hissesini satın aldığını ve iyiniyetli taşınmaz üzerine muhdesat yaptığını ileri sürerek, taşınmazın adına kayıt ve tesciline, olmadığı taktirde fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak üzere muhdesat bedeli olan 5.000.000.000 TL.nin tazminini istemiştir. Davalı, davacının kötüniyetli olduğunu, davacı adına ihtarname keşide ederek, akabinde şufa davası açtığını ve davanın lehine sonuçlandığını, yapıların imara aykırı olduğunu ileri sürerek, davanın reddini dilemiştir. Yerel mahkemece karar gerekçesinde, davacının hisseli olan taşınmaza diğer hissedarların muvafakatini almadan bina yapmaya başladığı ve şufa davasından sonra inşaata devam ettiği ve bugünkü hale getirdiği, iyiniyet iddiasının yerinde olmadığı vurgulanarak tapu iptal ve tescil davası reddedilmiştir. Esasen davalı tarafından keşide edilen ihtarname ve ardından açılan şufa davasının açılmasından sonra, davacının inşaata devam etmesi nedeniyle iyiniyetli sayılmasının kabulü mümkün değildir. Çünkü şufa hakkı yenilik doğuran (inşai) bir haktır. Böyle bir hak, belli bir hukuki ilişkiyi meydana getirme, değiştirme, kaldırma konusunda hak sahibine tanınan bir yetkidir.
Somut olayın incelenmesinde; iki yön üzerinde durulması gerekir. İlki, villaların imara uygun olarak yapılıp yapılmadığı hususudur. Hukuk Genel Kurulunun 4.4.2001 gün 2001/15-305 Esas, 2001/336 sayılı kararında vurgulandığı üzere, İmar Kanunu hükümleri kamu düzeni ile ilgili olup, mahkemece resen gözönünde bulundurulması gerekir. İmar suçu oluşturan kaçak yapıların yıkılması gerekeceğinden, yaratılan ekonomik değerlerin korunmasından söz edilemez. Bu tür yapılar hakkında ancak kal (yıkım) talebinde bulunabilir.
Yapıların imara aykırı olarak yapıldığının anlaşılması halinde, bu inşaatla ilgili olarak tescil, tespit, nesafet ve eksik işler bedeli talep edilemez. Bu durumda davacı ancak bina enkazlarını alıp götürebilir. Bu nedenle, yapıların İmar Kanunu ve buna ilişkin yönetmelik hükümlerine uygun bir biçimde yapılıp yapılmadığı, yıktırılıp yıktırılmayacağı araştırılmalı, imara uygun şekilde yapılmadığının anlaşılması halinde davacının sadece binaların enkazını alıp götürmesine olanak verecek şekilde karar verilmelidir. Diğer yönden ise, taşınmazın imara uygun olarak yapıldığının anlaşılması halinde ise, kötüniyetli olduğunun kabulü ile davacı ancak levazımın asgari değerini isteyebilir.
Gerek öğreti ve gerekse sapma göstermeyen Yargıtay uygulamaları ile, asgari levazım değerinin hesabında yapı ve eklentilerin yapımında kullanılan tüm malzemenin işçilik ve yapımcı karı gibi unsurlar gözetilmeksizin, piyasadaki en düşük değerlerinden yapım yılı veya yıllarına göre yıpranma payı düşüldükten sonra elde edilecek miktar şeklinde hesaplanacağı kabul edilerek, bu konuda konusunda uzman bilirkişi yada bilirkişi kurulundan rapor alınarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmelidir. Dikilen ağaçlar yönünden de ağaçların bakım, dikim ve yetiştirme masrafları hariç olmak üzere sadece odun değerini isteyebileceğinin kabulü gerekir.
2- Davacı, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakkını saklı tutmakla birlikte, fazlaya ilişkin isteği yönünde dava açmadığı gibi, ıslah talebinde de bulunmamıştır. Hakim, davacının talebi ile bağlı olup, talepten fazlaya karar veremez (HUMK. 74.md). Mahkemece, bilirkişi tarafından belirlenen değer üzerinden davacının bir talebi olmadığı halde, talep dışına çıkılarak fazlasına hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 6.11.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy