(1086 S. K. m. 437)
Taraflar arasındaki sözleşmenin iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat A. G. gelmiş, diğer taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Davacı, kendisine ait 34 nolu parselin vergi ve beyannamelerini takip edip, yatırması için oğlu davalı O.'a 8.2.1992 tarihinde Almanya konsolosluğu aracılığı ile vekaletname gönderdiğini, ancak davalının satış yetkisini içerecek şekilde vekaleti alarak 25.2.1992 tarihinde kendi eşi davalı M..'ye satış vaadi sözleşmesi ile sattığını ve aleyhine açılan cebri tescil davası ile bu durumu öğrendiğini, satış bedelinin kendisine ödenmediğini bildirerek, vekaletnamenin kötüye kullanılması nedeni ile ve satın alan şahsın da kendi eşi olup danışıklı hareket ettiklerini bildirerek satış vaadi sözleşmesinin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davacının kendi isteği ile verdiği vekalete dayanılarak bilgisi ve iradesi dahilinde işlem yapıldığını, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davacının 1992 yılında C.S. isimli şahsa kefil olmasından dolayı borcunun bulunduğu ve davalı tarafından bu borcun davacı adına ödendiği böylece vekil olan davalının temsil yetkisini kullanırken, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket ettiği kabul edilerek davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı tarafından davalı O.'a 8.2.1992 tarihinde Frankfurt Konsolosluğu aracılığı ile 34 ada 153 nolu parselin satışını, satış vaadi sözleşmesi yapılmasını da içerir şekilde vekalet verildiği ve bu vekalet ile de davalı O. tarafından diğer davalı M..'ye 25.2.1992 tarihli sözleşme ile satışının vaad edildiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Davalı M.. tarafından davacı D. aleyhine açılan ferağa icbar davası Sulh Hukuk Mahkemesince Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiş ve tebligat işlemleri yapılmadığından dosya ele alınmamıştır. Uyuşmazlık ise vekalet akdinin kötüye kullanmasından doğan satış vaadi sözleşmesinin iptali isteğine ilişkindir. Borçlar Kanunu'nun390-392 maddeleri gereğince vekilin vekalet görevini sadakatle ve özenle yerine getirmesi ve vekile hesap verme yükümlülüğü vardır.
Davalıların savunmalarında belirttikleri ve mahkemenin de gerekçesine esas aldığı hususlar 8.2.1992 tarihli vekaletnamede yer almamaktadır. Bu nedenle vekaletnamede yer almayan bu yönün şahit beyanları ile ispatına olanak yoktur. Davalı O. almış olduğu vekalet ile taşınmazı 25.2.1992 tarihinde eşi olan diğer davalıya sattığına göre, satış bedelini davacıya ödediğini kanıtlaması gerekir. Esasen davalı da satış bedelini ödemediğini, ancak davacı babasının kefalet borcunu ödediğinden taşınmazın kendisine verildiğini bildirmiştir. Tapulu taşınmazın davalı savunmasındaki gibi devrini içeren bir sözleşme var ise, bunun ancak resmi biçimde yapılması gerekir. Davalılar karı-koca olup el ve işbirliği içinde hareket ettiklerinin de kabulü ile çoğun içinde az da vardır kuralı gereği davalıların satış bedelinden sorumlu oldukları kabul edilerek, bu hususta araştırma yapılıp sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Davanın reddi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 275.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 10.11.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)