(4721 S. K. m. 2, 4) (6762 S. K. m. 18, 20)
Taraflar arasındaki uyarlama davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı dayanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat Akın B. ile davacı vekili avukat Mine D.'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Davacı, davalıya ait taşınmazı 1.5.2000 başlangıç tarihli 10 yıl süreli kira sözleşmesi ile aylık net 12.000 dolar kira bedeli karşılığında kiraladığını, ekonomik kriz nedeniyle dövizin Türk Lirası karşısında aşırı değer kazanması nedeniyle davalı ile anlaşarak 1.5.2001-31.12.2001 döneminde 1 doları 950.000 TL. kabul ederek kira bedelini ödediklerini Ocak 2002 tarihinde başlayan dönem için davalının anlaşma yapmayı kabul etmediğini buna göre edimler arasındaki dengenin bozulup işlem temelinin çöktüğünü belirterek, net kira bedelinin 11.400.000.000 TL. ya da 7881 dolar olarak uyarlanmasını istemiştir.
Davalı, kira sözleşmesinde kiracıya üç ay önceden haber verme şartıyla fesih hakkı tanınmasına rağmen davacının bu hakkını kullanmadığını, doların Türk Lirası karşısında değer kaybetmesi nedeniyle zor durumca kalacağını, uyarlama şartları bulunmadığını belirterek davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne dava tarihinden itibaren aylık net kira bedelinin 10.000 dolar olarak uyarlanmasına karar verilmiş; bu hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacının davalıya ait taşınmazı mağaza olarak kullanmak üzere aylık net 12.000 dolar karşılığı kiraladığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık Ocak 2002 tarihinden itibaren dolar olarak belirlenen; kira parasının günün ekonomik koşulları altında çekilmez hal alması ve böylece işlemin temelinin çökmesi olgusuna dayalı kira parasının uyarlanması isteğine ilişkindir. Sözleşme hukukuna egemen olan sözleşmeye bağlılık (ahde vefa-gacta sund servenda) ilkesi hukukumuzda da kabul edilmiştir. Bu ilkeye göre sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Karşılıklı borç doğuran akitlerde taraflardan biri için sonradan ağırlaşmış, kararlaştırılan edimler dengesi sonradan ortaya çıkan olaylar nedeniyle değişmiş olsa bile, borçlu (denge aleyhine bozulan taraf) sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir.
Gerçekte sözleşmeye bağlılık ilkesi, hukuki güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır. Ancak bu ilke, özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır.
Sözleşme yapıldığı andaki karşılıklı edimler arasında var olan denge, sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle taraflardan biri aleyhine katlanılamayacak derecede, büyük ölçüde bozulabilir. İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ve sözleşme adaleti ilkeleri arasında bir çelişki hâsıl olur ve artık bu ilkeye sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif hüsnüniyet (M.K. 2., 4. md) kaidelerine aykırı bir durum yaratır hale gelir. Hukukta bu zıtlık (Clausula Rebus Sic Stantibus-Beklenemeyen hal şartı- sözleşmenin değişen şartlara uydurulması) ilkesi ile giderilmeye çalışılmaktadır.
Ülkemizde yıllardır süren enflasyon eşya fiyatlarındaki beklenilenin üzerindeki artışlar Türk Parasının yabancı paralara karşı sürekli değer kaybetmesi toplumun yaşamını ağırlaştırmakta ve huzursuzluk kaynağı olmaktadır. İşte bu açık olgu karşısında kiralayan mal sahiplerine enflasyonun rizikolarından korunmak amacıyla dövize endeksli kira sözleşmeleri düzenledikleri bir gerçektir. Somut olaya göre kira sözleşmesinin imzalanmasından sonra Şubat ekonomik krizi meydana gelmiştir. Devalüasyon ve ekonomik krizlerin bir anda oluşmadığı belli ekonomik dar boğazlardan sonra meydana geldiği de bilinen bir gerçektir. Davacı TTK. nun 18/1 maddesi hükmüne göre tacir olup, aynı yasanın 20. maddesine göre ticarethaneye ait faaliyetlerinden dolayı basiretli işadamı gibi hareket etmesi gerekir. Yabancı para karşısında sürekli değer kaybeden Türk Parası yerine döviz ile sözleşme yapan ve borç altına gireni tacirin alabileceği tedbirlerle önleyebileceği bir imkansızlığa dayanması da kabul edilemez. Davalının bunu tahmin etmesi gerekir. Kaldı ki daima yardımcı çözüm yolu olan uyarlamanın koşullarından olan işlem temelinin çöktüğü olgusunu da davacı kanıtlayamamıştır. Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bozulması gereklidir.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine 11.11.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy