(818 S. K. m. 63, 64, 213) (4721 S. K. m. 2, 634)
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı sebeplerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içerisinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü.
Davacı, 9 parsel numaralı taşınmazdaki davalının hissesini 10 ton fındık karşılığında satın almak hususunda anlaşıp taşınmazı teslim aldığını, ancak paranın tamamını ödeyemediği için tapuda devir yapılamadığını, davalının hissesinin yarısını 10 ton fındık karşılığında kendisine devir etmesi gerektiğini ileri sürerek davalının hissesinin 1/4'ünün iptali ile adına tescilini, mümkün olmaz ise verdiği 10 ton fındık karşılığı 2.000.000.000TL.nın faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı, satışın geçersiz olduğunu, 1984 yılında kendi hissesinin davacı ve kardeşine 4.000.000TL.na satılması, bedelin yarısının peşin, yarısının ise 1 yıl sonra verilmesinden sonra tapuda ferağ işleminin yapılması hususunda anlaştıklarını, davacı ve kardeşinin 1.000.000TL. karşılığı fındık verdiklerini ve ayrıca kendisinin 1.000.000TL. borcunu ödediklerini, böylece kendisinin davacı ve kardeşinden 2.000.000TL. aldığını, davacının ancak 1.000.000TL. isteyebileceğini, davacı ve kardeşine borç olarak verdiği 1200 doların rayiç değeri ile davacının haksız işgalinden dolayı hesaplanacak ecrimisilin takas edilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davalının hissesinin satımı konusunda tarafların anlaştıkları, kararlaştırılan bedelden 2.000.000 TL.nın ödendiği, tarafların ortak tanığının davalıya verilen 2.000.000TL.nın taşınmazı kullanmalarından dolayı kiraya saydıklarını belirttiği, davacının davalıda her hangi bir alacağının kalmadığı, harici satışın geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı bu davada, davalının hissesinin kendi adına tescilini, olmadığı taktirde satış bedeli olarak verdiği 10 ton fındık bedeli olan 2.000.000.000TL.nın tahsilini istemiş, davalı ise haricen yapılmış sözleşmeyi doğrulamış, ancak, davacının satış bedeli olarak 1.000.000TL. verdiğini savunmuştur. Davacı ve dava dışı kardeşinin, harici satım sözleşmesi sebebiyle davalıya 1.000.000TL.lik fındık verdiği ve davalının, 1.000.000TL. lik borcunu ödeyerek toplam 200.000TL. ödeme yapıldığı bu sebeple davacı ödemesinin bu meblağın ½'sine tekabül eden 1.000.000TL. olduğu toplanan delillerle anlaşılmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki dava konusu taşınmazın tapulu olduğu anlaşılmakta olup, tapulu taşınmazın harici satımı hukuken geçersizdir.
Taraflar karşılıklı olarak birbirlerine verdiklerini haksız iktisap hükümleri uyarınca geri isteyebilir. Davacı harici satım sözleşmesi geçerli imiş gibi verdiği fındığın rayiç bedelini isteyemez. Kaldı ki davacının davalıya 1.000.000TL. verdiği de anlaşılmaktadır. Ne var ki çoğun içerisinde azda vardır kuralı uyarınca davacının bu istemi içinde ödediği bedelin iadesi istemi de mevcut sayılır. Davacının verdiği bedelin iadesinde de denkleştirici adalet ilkesi ve hakkaniyet kuralı da hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Davacının ödediği bedel davalı tarafından iade edilmediği için davacının taşınmazı elinde tutması haklı bir nedene dayanmakta olup, davacının ödediği bedelin bu sebeple kira bedeline sayılması da mümkün değildir. Bu itibarla davacının, davalıya ödediği bedelin iadesine karar verilmesi gerekir. Ancak bunun iadesine karar verilirken de denkleştirici adalet ilkesinin gözden uzak tutulmaması gerekecektir. Davacının dayandığı haricen satış resmi biçimde düzenlenmediği için BK. 213 ve MK. 634. maddeleri hükümlerine göre geçersizdir. Bu sebeple taraflar ancak verdiklerini geri isteyebilirler. Ne var ki hukuken geçersiz bir sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tesbitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret görülmüştür.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
İlke böyle olmakla beraber iade edilecek zenginleşme miktarının tespit ve hesaplanmasında öğretide birlik olduğu söylenemez. İade edilecek zenginleşme miktarı konusunda öğretideki bu ayrık düşünceleri kısaca fakirleşme kadar olmalıdır veya fiili değer artışı yani gerçek zenginleşme miktarı ne ise o kadar veyahut ihlal edilen hakkın sahibine bahşettiği yararlanma yetkisi ile bağdaşmayan her türlü zenginleşme miktarı kadar olmalıdır biçiminde özetlemek mümkündür. Olayı çözümlerken şüphesiz öğretideki bu görüşlerden yararlanılmaktadır.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllardan beri yüksek oranlarda seyretmekte ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmektedir. Belirli bir miktar alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bugüne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit gününde verilen paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi gerçek hayatta büyük sıkıntılara tutarsızlıklara adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O sebeple hukuk kuralları görevli organlarca değiştirilinceye kadar bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdır. Bu görevin ise yargıya ilişkin olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekse öğretide bu göreve paralel düşünceler bulunmaktadır. Bu düşüncelerin isimleri farklı ise de ancak istenen sonuç aynıdır. Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektirici geçersiz senetlerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği MK. 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hakkındaki zarar kavramları hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar mevcut yasalar ışığında bu kanun hükümlerine aykırı düşmeyecek biçimde yorumlanıp uygulanmaktadır.
BK. 63 ve 64. maddeleri iade sonucunun kapsamını fakirleşmenin değil, zenginleşmenin iyi veya kötüniyete dayalı olmasına göre ayrım yapmıştır. Hukuken geçersiz sözleşmeler haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hem hakkaniyetin hem de gerçek adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılır ve o biçimde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi taktirde kimi iade durumu oluşacak iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak iade borçlularını iadede direnmelerine neden olacaktır. Ancak burada denkleştirme yapılırken bir hususa daha dikkat edilmelidir. İade alacaklısının geçersiz sözleşmenin ifa edilemeyeceğini öğrendiği tarihin iade kapsamını tesbitte önemli olduğu unutulmamalıdır. Zira geçersiz sözleşmenin artık ifa edilemeyeceğini bile bile haksız zenginleşmenin iadesini istemeyen alacaklı zararının artmasına kendisi sebep olacağından bu artan zararı iade borçlusundan isteyememelidir.
Ancak, davalı süresinde verdiği dilekçe ile davacı ve kardeşine verdiği 1200 doların rayiç değerinin takasını talep etmiştir. Davacı, davalının teklif ettiği yemini eda ederken kardeşi ile birlikte davalıdan 1200 dolar aldığını beyan etmiştir. Davalının 5.7.2001 günlü dilekçesi de dikkate alındığında davacının 600 doların dava tarihindeki rayiç değerinden davalıya karşı sorumlu olduğunun kabulü gerekir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, davacı davalının bu geçersiz sözleşmeyi ifa etmeyeceğini dava tarihi itibariyle öğrenmiş sayılır. Davacının 1984 yılında davalıya ödediği 1.000.000TL.nın dava tarihi itibari ile ulaşacağı alım gücü değerinin ne miktar olacağı az yukarda belirtilen ilke ve esaslar altında ve bu konuda bilirkişi kurulundan nedenlerini açıklayıcı ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli ve bu yolla belirlenecek miktardan davalının davacıya verdiği 600 doların dava tarihindeki kur karşılığı bulunacak TL. miktarı mahsup edilmeli, davacının davadaki talebi de dikkate alınarak ve talebi aşmayacak biçimde belirlenecek bedele hükmedilmelidir. Mahkemece açıklanan hususlar göz ardı edilerek yazılı biçimde davanın reddine karar verilmiş bulunması usul ve kanuna aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle; temyiz edilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istem halinde iadesine, 12.05.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy