(4721 S. K. m. 2)
Dava: Taraflar arasındaki uyarlama davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, davalıdan 26.5.2000 tarihinde 14.546 Amerikan Doları tutarında tüketici kredisi aldığını, 11 taksitini düzenli ödediğini ancak, 2001 yılındaki ekonomik kriz nedeniyle döviz fiyatlarının aşırı oranda artması nedeniyle edimler arasındaki dengenin bozulduğunu, sözleşmeye müdahale koşullarının oluştuğunu ileri sürerek, 750.000 TL. dolar kuru üzerinden ödemenin sabitlenerek uyarlama yapılmasını istemiştir.
Davalı, sözleşmeye bağlılık ilkesinin korunması gerektiğini, uyarlama koşullarının bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, dövizdeki öngörülemeyen artışlar nedeniyle sözleşmeye müdahale koşullarının oluştuğu, yabancı para borcunu vadelerinin uzatılarak yapılacak uyarlamanın hakkaniyet ve menfaatler dengesine daha uygun olduğu gerekçesi ile, 17.5.2001 tedbir tarihinden itibaren aylık ödemelerin 179,58 Amerikan doları olarak uyarlanmasına ilişkin verilen karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yabancı para cinsinden kullanılan tüketici kredisinin uyarlanması istemine ilişkindir. Davacı taraf, 26.5.2000 tarihli kredi sözleşmesi uyarınca davalıdan 42 ayda geri ödemeli 14.546 Amerikan Doları tutarında tüketici kredisi aldığını, Şubat 2001 tarihinde meydana gelen ekonomi kriz ve döviz kurlarındaki aşırı artış nedeni ile sözleşmenin çekilmez hal aldığını ileri sürerek, sözleşmenin uyarlanmasını talep etmiş, mahkemece de, davacının gelirine oranla döviz kurlarındaki artışın fazla olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Sözleşme hukukunda asıl olan sözleşme bağlılık ilkesi olup, bu da verilen sözün tutulması (ahde vefa prensibinin gereğidir. Buna göre, herkes verdiği sözü tutmalı ve sözleşme hükümleri yapıldığı andaki durumu itibariyle aynen uygulanmalıdır. Sözleşmeye bağlılık ilkesi, hukuki güvenlik doğruluk ve dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkelerinden biridir. Esas ilke böyle olmakla birlikte, bu ilkesin özel hukukta geçerli diğer ilkeler ile sınırlandırılması, bir başka anlatım ile, belirli şartların gerçekleşmesi halinde hakime sözleşmeyi değiştirme imkanı verilmesi zorunlu hale gelebilir. Sözleşmeye müdahale edilebilmesi için öncelikle sözleşmenin ifa edilmemiş olması, önceden öngörülemeyen bir durumun ortaya çıkması, ortaya çıkan bu durumun işlem temelini kökünden sarsacak ve menfaat dengelerini aşırı bozacak nitelikte olması, bunun meydana gelmesinde uyarlama isteyen tarafın kusurlu olmaması gibi şartların bir arada gerçekleşmesi lazımdır. Özellikle, ifası ileride gerçekleşecek sözleşmelerde, borçlunun ileride bazı değişiklikler olabileceğini baştan bildiği kabul edilmelidir. Önceden öngörülebilecek şartlar ileride gerçekleşmiş ise, artık sözleşmeye müdahale koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönecek olursak, ülkemizde ekonomideki sıkıntılar ve tedbirler nedeniyle uzun yıllardır enflasyonist bir ortamın süregeldiği, zaman zaman ekonomik krizlerin patlak verdiği yadsınamaz bir gerçektir. Daha yakın sayılabilecek olan 1994 yılında baş gösteren ekonomik kriz nedeni ile döviz kurları 3-4 misli birden artmıştır. Bundan sonra bu davada ileri sürülen 2001 yılındaki ekonomik tedbirler nedeni ile döviz kurlarında bir artış olmuş, ondan sonra ise, döviz kurlarında bir duraksama olmuş ve hatta zaman içerisinde döviz bazında yatırım yapanlar zararlı çıkmışlardır. Artık ülkenin herkesçe bilinen bu gerçeği karşısında, dövizdeki ileride doğacak artışların önceden öngörülemeyeceğini söylemek mümkün değildir. Ülkemizin yıllardır içinde bulunduğu ekonomik koşullar, süre gelen enflasyon ve devalüasyonlar nazara alındığında kullanılan kredinin tüketici kredisi olması ve dolayısıyla davacının tüketici olması sonuca etkili olmayıp Türk lirası yerine yabancı para bazında ileriye yönelik borçlanmayı seçen davacının bu riskleri baştan bildiğinin veya bilmesi gerektiğinin kabulü zorunludur. Bu durumda mahkemece, öngörülmezlik şartı gerçekleşmediğinden sözleşmenin uyarlanmasına ilişkin davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 21.11.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy