(2004 S. K. m. 67) (4822 S. K. Geç. m. 1) ( 4077 S. K. m. 23)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü.
Karar: Davacı banka, davalıların kullandıkları krediyi geri ödemedikleri gibi aleyhlerine yapılan icra takibine de itiraz ettiklerini ileri sürerek itirazın iptali ile %40 tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılardan Hasan Fuat Tozkoparan davanın reddini dilemiş, diğer davalılar ise davaya cevap vermemişlerdir.
Mahkemece, davalı Hasan Fuat Tozkoparan'ın itirazının kısmen iptali ile icra takibinin toplam 3.021.918.750 TL. üzerinden devamına asıl alacağa takip tarihinden itibaren % 210 faiz uygulanmasına, diğer davalı kefiller yönünden de itirazın kısmen iptali ile takibin toplam 299.758.561 TL. üzerinden devamına takip tarihinden itibaren asıl alacağa % 210 oranında faiz uygulanmasına, % 40 icra inkar tazminatı uygulanmasına karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalıların sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davalılardan, Hasan'ın davacı bankadan kredi kartı aldığı, diğer davalılarında bu kredi kartının kefilleri oldukları, Hasan'ın kredi kartı borçlarını ödememesi üzerine her üç davalı hakkında icra takibi yaptığı, davalıların icra takibine vaki itirazları üzerine iş bu itirazın iptali davasının açıldığı, yargılama sırasında da 4822 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği ve davalı asıl borçlunun bu yasadan faydalanmak için davacı bankaya başvurduğu, tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır. 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesinden faydalanabilmek için, her şeyden önce borcun kredi veren ile kredi kullanan tüketici arasında kredi kartı sözleşmesinin düzenlenmesi ve bu sözleşmeye dayanılarak verilen kredi kartı ile kredi müşterisinin alışveriş yapması ve nakit para çekmesinden kaynaklanmalıdır. Ayrıca kredi kartını kullanan tüketicinin, bu yasanın yayınlanmasından önce temerrüde düşmesi, ödenmeyen kredi kartı borcu nedeniyle hakkında icra takibi aşamasına gelinmesi veya icra takibi yapılması ve yasanın yayınlandığı tarihten itibaren 30 gün içinde kredi kartı veren kuruluşa yazılı başvurusunun bulunması gerekir.
Yasanın uygulamasında öncelikle temerrüt tarihinin belirlenmesi önemlidir. Kural olarak Borçlar Kanununun 101. maddesine göre, kesin vadeli sözleşmelerde temerrüt tarihi sözleşmede belirtilen günün hitamı ile gerçekleşir. Banka tarafından gönderilen son hesap özetinde ödeme günü belirtilmekte ise de, bu ödeme gününde borcun tamamı değil belli bir kısmının ödenmesi gerektiği bildirildiğinden, borcun tamamının ödenmesi gerektiği bildirilmediğinden, kredi kartı borçları, Borçlar Kanunun 101/2. maddesinde öngörülen, miktarı önceden belli olan kesin vadeli borç niteliğinde değildir. Bu nedenle kredi kartı borçlarında temerrüt tarihi bakımından, anılan maddenin uygulanması mümkün değildir. Kredi kartının bu özelliği nedeniyle, borçlunun temerrüdü, banka tarafından akdi ilişkinin sona erdirilip hesap kat edildikten sonra, borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğinden veya ihtarnamede ödeme için süre verilmiş ise, bu sürenin bitiminden itibaren oluşur. Banka tarafından kredi borçlusuna ihtarname gönderilmemiş ise, kredi borçlusunun gönderilen son hesap ekstresinde belirtilen tarihte istenen asgari miktarı ödememesi nedeniyle, bu tarih itibariyle ödenmeyen kredi kartı borcu icra takibi aşamasına geldiğinden, bankaca hesabın kat edildiği tarih, şayet hesap kat edilmemiş ise, gönderilen son hesap ekstresindeki belirtilen ödeme tarihinin temerrüt tarihi olarak kabulü gerekir. Bu şekilde belirlenecek temerrüt tarihindeki, asıl alacak akdi faizden oluşan ana alacağa, temerrüt tarihinden bankaya başvuru tarihine kadar yıllık % 50 faiz uygulanacaktır. Bu biçimde oluşan toplam alacağa 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesi, icra takibi varsa tahsil harcı, icra masrafları, faizin vergisi ve avukatlık ücretini ortadan kaldırmadığından, asıl alacak ve akdi faizden oluşan ana para alacağına yıllık % 50 gecikme faizi uygulandıktan sonra, Banka Sigorta Muamele Vergisi uygulanmak, varsa icra takibinde istenen miktarı geçmemek üzere tahsil harcı, icra masrafları, avukatlık ücreti ve faizin Banka Sigorta Muamele Vergisini borca ilave etmek, bankaya başvuru tarihine kadar borçlu tarafından yapılan ödemelerinde, Borçlar Kanununun 84. maddesi nazara alınarak ödeme tarihi itibariyle borçtan (temerrüt tarihindeki ana paradan) mahsup edilmeli ve kalan toplam alacak tutarı 12 eşit takside bölünmelidir.
Somut olayda, davacı bankanın 4822 sayılı yasanın yayımlanmasından önce davalılara 7.8.2001 tarihinde ihtar gönderdiği, ihtarla hesabı 1.7.2001 tarihinde kat ettiğini bildirmiş ise de ihtarnamenin davalılardan Hasan'a 17.8.2002, Ahmet'e ve Necat'a 20.8.2002 tarihinde tebliğ edildiği, icra takibinin 14.8.2001 ve dava tarihinin 10.1.2002 tarihi olduğu göz önüne alındığında davalıların icra takip tarihi olan 14.8.2001 tarihinde temerrüde düştüklerinin kabulü gerektiği anlaşılmaktadır. Dava devam ederken kredi kartı asıl borçlusu davalı Hasan Fuat Tozkopar'ın 11.4.2003 tarihli dilekçe ile 4822 sayılı yasadan yararlanmak için yasada öngörülen 30 günlük sürede davacı bankaya müracaat ettiği ve ancak davacı bankanın davalı Hasan'dan taahhütname imzalamasını istemesi nedeniyle davalı Hasan'ın ödeme planını kabul etmediği sabittir. Davacı bankanın yasal olmayan bir şekilde taahhütname imzalanmasını istemesi nedeniyle davalı Hasan'ın ödeme planını kabul etmemesi yasaya uygundur. Bu itibarla davalıların 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesi hükmünden yararlanmalarını isteme hakları bulunmaktadır.
Yukarıdaki açıklamalardan, bilirkişi raporunda belirlendiği gibi davalıların icra takip tarihi olan 14.8.2001 tarihinde temerrüde düştükleri anlaşılmaktadır. 14.8.2001 tarihi itibariyle temerrüde düşen davalıların bu tarihteki borcu asıl alacak ve akdi faiz toplamından ibarettir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise bu alacak kalemlerine ayrıca KKDF ve BSMV eklenmiş ve bu miktara icra takip tarihine kadar yıllık %50 yerine akdi faiz uygulanmıştır. Bilirkişi raporu bu yönüyle hüküm kurmaya elverişli değildir. Mahkemece davalıların 4822 sayılı yasadan yararlanma hak ve olanaklarının bulunduğu kabul edilmek ve 4822 sayılı yasaya ve az yukarıda açıklanan ilkelere uygun şekilde hesaplama yapılarak davalıların borcunun ve ödeyecekleri taksit miktarlarının belirlenerek bildirilmesi için bilirkişilerden ek rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
3- Davacı banka davalıya verdiği kredi kartı kullanımından doğan borcun ödenmemesi nedeniyle yaptığı icra takibine vaki itirazın iptali talebiyle bu davayı açmıştır. Yargılama sırasında, kredi kartından doğan borçların tasfiyesi amacıyla çıkarılan 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesi gereğince borcun hesaplanıp ödenmesi suretiyle tasfiyesi amaçlanmıştır. Bu yasanın hükmüne göre, itirazın iptali davası bu niteliğini kaybetmiş ve tesbit davası niteliğini almıştır. 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesinde, bu tür davalarda inkar tazminatı ödeneceğine dair bir hükümde yoktur. Öyle olunca davacı yararına inkar tazminatına hükmedilemez. Mahkemece bu husus gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
4- 4077 sayılı tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 23. maddesinin 3.fıkrasında, tüketici mahkemeleri nezdinde tüketiciler, tüketici örgütleri ve bakanlıkça açılacak davaların, her türlü resim ve harçtan muaf olduğu belirtilmiştir. Bu hüküm tüketicilerin ve tüketici örgütlerinin kolaylıkla dava açmalarını sağlama amacına yönelik olup, bu nedenle dava açarken bunlar, harçtan sorumlu tutulmamışlardır. Yasa koyucunun maddeyi yasaya koyuş amacı nazara alındığında tüketicilerin açtıkları davanın reddi veya haklarında açılan davanın aleyhlerinde neticelenmesi halinde tüketicilerin harçla sorumlu tutulmamaları gerekir. Mal ve hizmet sunan satıcıların ise harçtan sorumlu tutulmamasına ilişkin yasada bir hüküm yoktur. Satıcı tarafından tüketici hakkında açılan davanın açılışında harç alınması gerektiği gibi, açtığı davanın reddi ve hakkında tüketici tarafından açılan davanın aleyhine sonuçlanması halinde harçla sorumlu tutulması ve kararı temyiz ettiklerinde de temyiz harcının alınması, harçlar kanununun amir hükümleri gereğidir.
Mahkemece bu yön gözetilmeksizin davalıların kararla birlikte harçtan sorumlu tutulmuş olması doğru değildir. Bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda birinci bentte belirtilen nedenle davalıların diğer temyiz itirazlarının reddine, ikinci, üçüncü ve dördüncü bentte belirtilen nedenlerle temyiz olunan kararın davalılar yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 12.10.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy