(4721 S. K. m. 1, 2, 4)
Dava: Taraflar arasındaki uyarlama davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, kendisine ait taşınmazını 01.08.1999 başlangıç tarihli ve 7 yıl süreli kira sözleşmesi ile davalıya kiraladığını 01.08.2002 tarihinden itibaren ödenen aylık kiranın brüt 475.000.000 TL olduğunu, 4531 sayılı yasa ve çevredeki artışlar nedeniyle ödenen bedelin çok düşük kaldığını, edimler arasındaki dengenin bozulduğunu belirterek kiranın 01.08.2002 tarihinden geçerli olarak aylık brüt 1.000.000.000 TL olarak uyarlanmasını istemiştir.
Davalı, 4531 sayılı yasanın Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesinden sonra kira sözleşmesinin mevcut koşullarla devam ettiğini, bir önceki yıl kira parasının sözleşme uyarınca artırıldığını, dava koşullarının bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, alınan bilirkişi raporu benimsenerek kira bedelinin davacı yönünden çekilmiş hale geldiği, sınırlamaların davacıyı etkilediği gerekçesiyle 04.10.2002 tarihiden itibaren aylık kiranın brüt 850.000.000 TL olarak uyarlanmasına karar verilmiş; hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı bu davada, 4531 sayılı yasa ve çevredeki artışlar nedeniyle ödenen bedelin çok düşük kaldığından ve edimler arasındaki dengenin bozulduğundan bahisle uyarlama talebinde bulunmuştur. Gerçekte sözleşmeye bağlılık ilkesi, hukuki güvenlik, doğruluk, dürüstlük kurallarının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır. Ancak bu ilke özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır.
Sözleşme yapıldığı andaki karşılıklı edimler arasında var olan denge sonradan olağanüstü şartların değişmesiyle tarafların biri aleyhine katlanılmayacak derecede büyük ölçüde bozulabilir. İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ve sözleşme adaleti ilkeleri arasında bir çelişki hasıl olur ve artık bu ilkeye sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif hüsnüniyet kaidelerine aykırı bir durum yaratır hale gelir. Hukukta bu zıtlık sözleşmenin değişen şartlara uydurulması ilkesi ile giderilmeye çalışılmaktadır. Ülkemizde yıllardır süren enflasyon, eşya fiyatlarındaki beklenilenin üzerindeki artışlar, Türk parasının yabancı paralara karşı sürekli değer kaybetmesi, toplumun yaşamını ağırlaştırmakta, huzursuzluk kaynağı olmaktadır. Devalüasyon ve ekonomik krizlerin bir anda oluşmadığı, belli ekonomik darboğazlardan sonra meydana geldiği de bilinen bir gerçektir. Daima yardımcı bir çözüm yolu olan uyarlamanın koşullarından olan işlem temelinin çöktüğü olgusunun kanıtlanması gerekir. Davamızda bu olgu kanıtlanamamıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda bildirilen döviz, tefe vs. deki artışlar işlem temelinin çöktüğünü de göstermeye yeterli değildir. Bütün açıklanan bu nedenler nazara alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz olunan hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 31.01.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy