(2004 S. K. m. 67) (1086 S. K. m. 253)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalı kardeşinin bankadan aldığı krediye kefil olduğunu, davalının borcunu ödememesi üzerine kendisinin 4.769.000.000 TL.'yi taksitler halinde alacaklıya ödediğini öne sürerek, kefil olarak ödediği paranın tahsili için başlattığı icra takibine davalının vaki itirazının iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, dava dışı Etibank A.Ş. ile yapılan kredi sözleşmesinde kendisinin asıl borçlu, davacının kefil gözüktüğünü, ancak kredi sözleşmesi yapıldığı tarihte paraya ihtiyacı olan davacının banka nezdinde yasaklı olduğundan kredi çekme kabiliyeti olmadığı için sözleşmesi kendisinin asıl borçlu, davacının ise kefil sıfatı ile imzalayarak alınan kredi ile davacının dükkan satın aldığını, bu nedenle kredi sözleşmesinden doğan borcun davacı tarafça ödendiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, 24.8.2003 tarihli tüketici kredisi sözleşmesinde asıl borçlu davalı, kefil olarak da davacı görülmekte ise de toplanan deliller ve dinlenen tanık ifadelerine göre alınan kredinin asıl borçlusunun davacı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafça temyiz edilmiştir.
Dava dışı Etibank A.Ş. ile imzalanan 5.000.000.000 TL limitli 21.8.2000 tarihli kredi sözleşmesini Kenan T. asıl borçlu, Ümit T. ise müteselsil kefil olarak imzalamıştır. Davacı kredi sözleşmesinden doğan borcu kefil sıfatı ile ödediğinden, ödediği miktarın rucüen tahsili için Bursa 9.İcra Müdürlüğünün 2003/4576 sayılı dosyasında icra takibi yapmış, davalının borca itirazı üzerine de itirazın iptali için bu davayı açmıştır. Mahkemece, davalı ve davacının kardeş olduğu, kardeşler arasındaki hukuki işlemlerin tanıkla ispat edilebileceği, davalı tanıkların savunmaya uygun anlatımlarına göre kredinin asıl borçlusunun davalı olmayıp, davacı olduğu gerekçesiyle davanın reddi kararı verilmiştir. Tarafların kardeş olduğu konusunda uyuşmazlık yoktur. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere HUMK. nun 253/1. maddesi gereğince kural olarak kardeşler arasındaki hukuki işlemlerin miktar veya değerine bakılmaksızın tanıkla ispatı mümkündür. Ancak bu kuralın uygulanabilmesi için taraflar arasında yazılı bir belge (senet) bulunmaması gerekir. Taraflar arasındaki hukuki ilişki yazılı bir belgeye bağlanmışsa karşı tarafın açık muvafakati olmadığı sürece tanık dinlemez. Yukarıda belirtildiği üzere somut olayda banka ile imzalanan kredi sözleşmesinde davacı kefil, davalı asıl borçlu olarak imzalamışlardır. Bu nedenle bu yazılı sözleşmenin aksine tanık dinlenemez, dinlenen tanık ifadelerine hukuki değeri izafe edilemez.
Davalı ibraz ettiği delillerle davacının sözleşmede asıl borçlu olduğunu kanıtlayamamıştır. Bu durumda işin esası incelenip hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazının kabulü ile hükmün açıklanan gerekçe ile davacı lehine BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 17.02.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy