(4822 S. K. Geç. m. 1) (1086 S. K. m. 76) (818 S. K. m. 101)
Dava: Taraflar arasındaki tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü:
Karar: Davacı, davalı bankadan aldığı kredi kartı ile yaptığı harcamaları süresinde geri ödeyemediğini, hakkında icra takibine girişildiğini, 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesinden yararlanmak amacıyla bankaya başvuruda bulunduğunu, bankaca yasaya uygun ödeme planı yapılmadığını ileri sürerek, yasaya uygun ödeme planının belirlenmesi ile borcun tespitini istemiştir.
Davalı davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacının tespit davası açmakta hukuki yararı olmadığından davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Bir davada ileri sürülen maddi olguların hukuki nitelendirmesini yapmak, uygulanacak yasa maddesini bulmak ve uygulamak hakimin doğrudan görevidir (HUMK. 76). Dava hukuksal nitelikçe davacının davalı bankadan aldığı kredi kartının kullanımından doğan borçlarını ödeyememesi nedeniyle, 4077 sayılı yasada değişiklik yapılmasına dair 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesinden faydalanması için açılmış olup, tespit davası değil, muarazanın giderilmesine ilişkindir. Davacının kredi kartı borçlarını süresinde ödemeyerek temerrüde düştüğü ihtilafsız olup, davalı banka tarafından 24.10.2002 tarihinde ihtarname ile hesap kat edildikten sonra, icra takibine girişilmesi üzerine, takip aşamasında davacının davalı bankaya 27.3.2003 tarihinde 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesinden faydalanmak için başvuruda bulunduğu, uyuşmazlık konusu değildir. Davacının süresinde başvurusu olması nedeniyle 4822 sayılı yasa hükümlerine göre inceleme yapılması artık zorunludur.
Yasanın uygulamasında öncelikle temerrüt tarihinin belirlenmesi önemlidir. Kural olarak Borçlar Kanunu'nun 101. maddesine göre, kesin vadeli sözleşmelerde temerrüt tarihi sözleşmede belirtilen günün hitamı ile gerçekleşir. Banka tarafından gönderilen son hesap özetinde ödeme günü belirtilmekte ise de, bu ödeme gününde borcun tamamı değil belli bir kısmının ödenmesi gerektiği bildirilip, borcun tamamının ödenmesi gerektiği bildirilmediğinden, kredi kartı borçları, Borçlar Kanunu'nun 101/2. maddesinde öngörülen, miktarı önceden belli olan kesin vadeli borç niteliğinde değildir. Bu nedenle kredi kartı borçlarında temerrüt tarihi bakımından, anılan maddenin uygulanması mümkün değildir. Kredi kartının bu özelliği nedeniyle, borçlunun temerrüdü, banka tarafından akdi ilişkinin sona erdirilip hesap kat edildikten sonra, borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğinden veya ihtarnamede ödeme için süre verilmiş ise, bu sürenin bitiminden itibaren oluşur. Banka tarafından kredi borçlusuna ihtarname gönderilmemiş ise, kredi borçlusunun gönderilen son hesap ekstresinde belirtilen tarihte istenen asgari miktarı ödememesi nedeniyle, bu tarih itibariyle ödenmeyen kredi kartı borcu icra takibi aşamasına geldiğinden, bankaca hesabın kat edildiği tarih, şayet hesap kat edilmemiş ise, gönderilen son hesap ekstresindeki belirtilen ödeme tarihinin temerrüt tarihi olarak kabulü gerekir. Bu şekilde belirlenecek temerrüt tarihindeki, asıl alacak + akdi faizden oluşan ana alacağa, temerrüt tarihinden bankaya başvuru tarihine kadar yıllık %50 faiz uygulanacaktır. Bu biçimde oluşan toplam alacağa 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesi, icra takibi varsa tahsil harcı, icra masrafları, faizin vergisi ve avukatlık ücretini ortadan kaldırmadığından, asıl alacak ve akdi faizden oluşan anapara alacağına yıllık %50 gecikme faizi uygulandıktan sonra, Banka Sigorta Muamele Vergisi uygulanmak, varsa icra takibinde istenen miktarı geçmemek üzere tahsil harcı, icra masrafları, avukatlık ücreti ve faizin Banka Sigorta Muamele Vergisini borca ilave etmek, bankaya başvuru tarihine kadar borçlu tarafından yapılan ödemelerinde, Borçlar Kanunu'nun 84. maddesi nazara alınarak ödeme tarihi itibariyle borçtan (temerrüt tarihindeki anaparadan) mahsup edilmeli ve kalan toplam alacak tutarı 12 eşit takside bölünmelidir.
Somut olayımızda davacının, 4822 sayılı yasanın yayımlanmasından önce, davalı bankanın gönderdiği 24.10.2002 tarihli ihtarın 30.10.2002 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, ihtarda verilen 24 saatlik sürenin dolması ile 1.11.2002 tarihinde temerrüde düştüğü, hakkında 16.12.2002 tarihinde icra takibine girişildiği, davacının 4822 sayılı yasadan faydalanmak üzere 27.3.2003 tarihinde davalı bankaya başvuruda bulunduğu toplanan delillerle anlaşılmaktadır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında mahkemece yapılacak işi; uzman bilirkişiden rapor alınarak davacının temerrüdünün gerçekleştiği 1.11.2002 tarihinden 27.3.2003 tarihli başvurusunun bankaya ulaştığı tarihe kadar asıl alacak akdi faizden oluşan ana alacağa yıllık %50 faiz uygulandıktan sonra Banka Sigorta Mevduatı Vergisi uygulanmak, icra takibinde istenen miktarı geçmemek üzere tahsil harcı, icra masrafları, Avukatlık Ücreti ve faizin Banka Sigorta Mevduatı Vergisi borca ilave etmek, bankaca başvuru tarihine kadar borçlu tarafından yapılan ödemeler varsa, BK. 84. maddesi nazara alınarak, ödeme tarihi itibariyle borçtan (temerrüt tarihindeki anaparadan) mahsup edilmeli ve kalan toplam alacak tutarı 12 eşit taksitte bölünmelidir. Hukuki nitelendirmede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, 31.03.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy