(2004 S. K. m. 67) (4822 S. K. Geç. m. 1) (818 S. K. m. 101) (1086 S. K. m. 284)
Dava ve Karar: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü:
Davacı, davalının kullandığı iki adet kredi kartı borcunu ödemediğini, ihtarname çekip hakkında icra takibi başlattığını, davalının takibe itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline, % 40 tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, borcun aslını kabul ettiğini, ancak faizin yüksek olduğunu savunmuş, daha sonra süresi içerisinde verdiği dilekçesi ile de 4822 sayılı yasa hükümlerinden yararlanmak istediğini bildirmiştir.
Mahkemece, davalının gönderilen ödeme planına uyup süresinde talep edilen taksitleri yatırmadığı için 4822 sayılı yasadan yararlanma imkanını kaybettiği gerekçe gösterilmek ve sözleşme hükümleri doğrultusunda hazırlanan bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle 3.125.235.215.-TL asıl alacak, 477.466.491.-TL işlemiş faiz ve 23.783.325.-TL BSMV olmak üzere toplam 3.626.575.031.-TL üzerinden itirazın iptaline asıl alacağa % 250 faiz ve BSMV uygulanmak üzere itirazın iptaline, 365.430.000.-TL icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmiş, davalının temyizi üzerine karar Yargıtay'ca görev yönünden bozulmuş, mahkemece bozmaya uyulup, davaya Tüketici Mahkemesi sıfatıyla bakılmasına karar verildikten sonra, ilk kararda gösterilen gerekçelerle ve ilk kararda gösterilen miktar üzerinden davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davalının davacı bankadan iki adet kredi kartı aldığı, kullandığı kredi kartlarının borçlarını ödeyememesi üzerine hakkında icra takibi başlatıldığı, davalının vaki itirazı üzerine iş bu itirazın iptali davasının açıldığı, yargılama sırasında da 4822 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği ve davalının da bu yasadan yararlanmak için davacı bankaya başvurduğu tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır. 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesinden faydalanabilmek için, her şeyden önce borcun kredi veren ile kredi kullanan tüketici arasında kredi kartı sözleşmesinin düzenlenmesi ve bu sözleşmeye dayanılarak verilen kredi kartı ile kredi müşterisinin alışveriş yapması ve nakit para çekmesinden kaynaklanmalıdır. Ayrıca kredi kartını kullanan tüketicinin, bu yasanın yayınlanmasından önce temerrüde düşmesi, ödenmeyen kredi kartı borcu nedeniyle hakkında icra takibi aşamasına gelinmesi veya icra takibi yapılması ve yasanın yayınlandığı tarihten itibaren 30 gün içinde kredi kartı veren kuruluşa yazılı başvurusunun bulunması gerekir.
Yasanın uygulamasında öncelikle temerrüt tarihinin belirlenmesi önemlidir. Kural olarak Borçlar Kanunu'nun 101. maddesine göre, kesin vadeli sözleşmelerde temerrüt tarihi sözleşmede belirtilen günün hitamı ile gerçekleşir. Banka tarafından gönderilen son hesap özetinde ödeme günü belirtilmekte ise de, bu ödeme gününde borcun tamamı değil belli bir kısmının ödenmesi gerektiği bildirildiğinden, borcun tamamının ödenmesi gerektiği bildirilmediğinden, kredi kartı borçları, Borçlar Kanunun 101/2. maddesinde öngörülen, miktarı önceden belli olan kesin vadeli borç niteliğinde değildir. Bu nedenle kredi kartı borçlarında temerrüt tarihi bakımından, anılan maddenin uygulanması mümkün değildir. Kredi kartının bu özelliği nedeniyle, borçlunun temerrüdü, banka tarafından akdi ilişkinin sona erdirilip hesap kat edildikten sonra, borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğinden veya ihtarnamede ödeme için süre verilmiş ise, bu sürenin bitiminden itibaren oluşur. Banka tarafından kredi borçlusuna ihtarname gönderilmemiş ise, kredi borçlusunun gönderilen son hesap ekstresinde belirtilen tarihte istenen asgari miktarı ödememesi nedeniyle, bu tarih itibariyle ödenmeyen kredi kartı borcu icra takibi aşamasına geldiğinden, bankaca hesabın kat edildiği tarih, şayet hesap kat edilmemiş ise, gönderilen son hesap ekstresindeki belirtilen ödeme tarihinin temerrüt tarihi olarak kabulü gerekir. Bu şekilde belirlenecek temerrüt tarihindeki, asıl alacak akdi faizden oluşan ana alacağa, temerrüt tarihinden bankaya başvuru tarihine kadar yıllık %50 faiz uygulanacaktır. Bu biçimde oluşan toplam alacağa 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesi, icra takibi varsa tahsil harcı, icra masrafları, faizin vergisi ve avukatlık ücretini ortadan kaldırmadığından, asıl alacak ve akdi faizden oluşan ana para alacağına yıllık %50 gecikme faizi uygulandıktan sonra, Banka Sigorta Mevduatı Vergisi uygulanmak, varsa icra takibinde istenen miktarı geçmemek üzere tahsil harcı, icra masrafları, avukatlık ücreti ve faizin Banka Sigorta Mevduatı Vergisini borca ilave etmek, bankaya başvuru tarihine kadar borçlu tarafından yapılan ödemelerinde, Borçlar Kanununun 84. maddesi nazara alınarak ödeme tarihi itibariyle borçtan (temerrüt tarihindeki ana paradan) mahsup edilmeli ve kalan toplam alacak tutarı 12 eşit takside bölünmelidir.
Somut olayda davacı bankanın 4822 sayılı yasanın yayımlanmasından önce davalıya 22.5.2002 tarihinde ihtar gönderdiği, ihtarın 30.5.2002 tarihinde tebliğ edildiği, verilen üç günlük sürenin dolması ile davalının 3.6.2002 temerrüde düştüğü, hakkında 12.6.2002 tarihinde icra takibine geçildiği, davacının 4822 sayılı yasadan yararlanmak amacıyla 1.4.2003 tarihli ihtarnamesiyle davacıya başvurduğu, yine 2.4.2003 tarihli dilekçesi ile de İcra Müdürlüğüne durumu bildirdiği, bunun üzerine davacı alacaklının ödeme planı hazırlayıp, İcra Müdürlüğü aracılığıyla davalıya ilettiği, davalının yüksek bulduğu ödeme planını kabul etmediğini 14.4.2003 tarihli dilekçesi ile kabul etmemesine karşın, yine aynı tarih itibarıyla icraya 339.000.000.-TL ödemede bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalı yasal süresi içerisinde 4822 sayılı yasadan yararlanmak için başvurduğuna ve sunulan ödeme planını kabul etmediğine göre, artık ödeme planına uymadığından bahisle sözleşme hükümleri doğrultusunda faiz oranları uygulanarak bu yönde hazırlanan bilirkişi raporu esas alınamaz. Öyle ise mahkemece, az yukarıda açıklanan ilke ve esaslarda göz önünde bulundurulmak suretiyle davalının gönderilen kart ihtarnamesiyle temerrüde düştüğü 3.6.2002 tarihi itibarıyla ihtarnamede toplam borç miktarı olarak gösterilen ve itiraza uğramayan 3.125.235.215.-TL'na bu tarihten davalının davacıya başvurduğu tarihe kadar geçen süre içerisinde % 50 faiz uygulanmalı, böylece davalının davacı bankaya başvurduğu tarih itibarıyla borç miktarı belirlenmeli, belirlenen bu miktara BSMV, icra masrafları, tahsil harcı ve avukatlık ücreti gibi masraflarda eklenmek suretiyle borç ve alacak durumu konusunda uzman bilirkişiden alınacak bir raporla belirlenmeli, sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemenin bu hususları gözetmeksizin yetersiz bilirkişi raporunu esas almak suretiyle yazılı şekilde hüküm kurmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda birinci bentte belirtilen nedenle diğer temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte belirtilen nedenle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 28.12.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy