(4822 S. K. Geç. m. 1) (818 S. K. m. 101)
Dava: Taraflar arasındaki tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün içinde taraflar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü:
Karar: Davacı, kredi kartı borcunu ödeyemediği için temerrüde düştüğünü, 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesinden faydalanmak için yaptığı müracaat sonunda Banka tarafından yüksek miktarda hesap çıkartıldığını belirterek, 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesi hükümleri doğrultusunda kredi borcunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, ihtara rağmen kredi kartı borcunu ödemeyen davacının 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesinden faydalanma talebinde bulunduğunu, ancak çıkarılan ödeme planına uymadığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, 30.4.2003 tarihi itibariyle davacının 3.676.076.988TL borçlu olduğuna ve borcun 306.399.749 TL.'lık 12 eşit taksitlerle ödenmesine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Dava, davacının davalı bankadan aldığı kredi kartının kullanımından doğan borçlarını ödeyememesi nedeniyle 4077 sayılı yasada değişiklik yapılmasına dair 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesi gereğince borcunun tespiti talebine ilişkindir.
Anılan Yasa gereğince borcun tespiti için öncelikle temerrüt tarihinin belirlenmesi gereklidir. Kural olarak Borçlar Kanunu'nun 101. maddesine göre, kesin vadeli Sözleşmelerde temerrüt tarihi, sözleşmede belirtilen günün hitamı ile gerçekleşir. Banka tarafından gönderilen son hesap özetinde ödeme günü belirtilmekte ise de, bu ödeme gününde borcun tamamı değil belli bir kısmının ödenmesi gerektiği bildirildiğinden, borcun tamamının ödenmesi gerektiği bildirilmediğinden, kredi kartı borçları, Borçlar Kanunun 101/2. maddesinde öngörülen, miktarı önceden belli olan kesin vadeli borç niteliğinde değildir. Bu nedenle kredi kartı borçlarında temerrüt tarihi bakımından, anılan maddenin uygulanması mümkün değildir. Kredi kartının bu özelliği nedeniyle, borçlunun temerrüdü, banka tarafından akdi ilişkinin sona erdirilip hesap kat edildikten sonra, borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğinden veya ihtarnamede ödeme için süre verilmiş ise, bu sürenin bitiminden itibaren oluşur. Banka tarafından kredi borçlusuna ihtarname gönderilmemiş ise, kredi borçlusunun gönderilen son hesap ekstresinde belirtilen tarihte istenen asgari miktarı ödememesi nedeniyle, bu tarih itibariyle ödenmeyen kredi kartı borcu icra takibi aşamasına geldiğinden, gönderilen son hesap ekstresinde belirtilen ödeme tarihinin temerrüt tarihi olarak kabul ü gerekir. Bu şekilde belirlenecek temerrüt tarihindeki asıl alacak + akdi faizden oluşan ana alacağa, temerrüt tarihinden bankaya başvuru tarihine kadar yıllık %50 faiz uygulanacaktır.
Somut olayda davalı banka, son ödeme tarihi 11.9.2001 olan 2.9.2001 tarihli hesap ekstresi ile 608.329.124TL'sının ödenmesini istemiştir. Davacı bu hesap ekstresinde belirtilen borcu ödemediği gibi asgari ödenmesi gereken miktarı da ödememiş, 10.10.2001 tarihli bir sonraki hesap ekstresinde de kartın kullanıma kapatıldığı belirtilmiştir. Bu aşamadan sonra davalı bankanın hesabı kat edip borçluyu temerrüde düşürerek icra takibinde bulunma hakkı doğmuştur. Ne var ki davalı banka bu konuda uzun bir süre sessiz kalarak 5.2.2002 tarihli kat ihtarı ile davacıyı temerrüde düşürmüş ve bu tarihe kadar akdi faiz yürütmüştür. Davacı borçlunun temerrüde düşmesi için yasal koşullar oluşmasına rağmen bankanın uzun bir süre bekleyerek temerrüt tarihini davacı aleyhine olarak ileri bir tarihe ertelemesi hakkın suiistimali mahiyetindedir. Bu nedenle davacının hesap ekstresinde belirtilen son ödeme tarihi olan 11.9.2001 tarihinde temerrüde düştüğünün kabulü hak ve nesafete uygun düşecektir. Bu durumda davacı kredi kartı borçlusunun 11.9.2001 tarihindeki anapara borcu belirlenip bu miktara davacının 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesinden faydalanmak için müracaatta bulunduğu 1.4.2003 tarihine kadar yıllık %50 gecikme faizi uygulanmalı, bulunacak toplam alacak miktarı 12 eşit taksite bölünüp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
3- Davacı'nın, 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesi gereğince borcun tespiti için yapmış olduğu başvuru üzerine, bankaca borç miktarı 3.770.000.000 olarak belirlenip davacıya bildirilmiş, davacı istenen miktarın fahiş olduğunu belirterek bu davayı açmıştır. Mahkemece davacının 3.676.076.988TL borçlu olduğu kabul edilmiş olduğuna göre reddedilen miktar nedeniyle davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemiş olması da ayrıca usul ve davaya aykırı olup bozma nedenidir.
Sonuç: (1) no'lu bentte açıklanan nedenlerle tarafların sair temyiz itirazlarının reddine, temyiz edilen hükmün (2) no'lu bent gereğince davacı, (3) no'lu bent gereğince ise davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 11.04.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy