(4721 S. K. m. 2, 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26) (1512 S. K. m. 60)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacılar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat Gürkan Esen gelmiş, davalı taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulanan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacılar, 3, 364 ve 363 parsel numaralı taşınmazların davalılar ile ortak murislerinden intikal ettiğini, Asliye Hukuk Mahkemesindeki dava sırasında, tarafların aralarında anlaşarak yazılı sözleşme ile davalıların miras hisselerini satın aldıklarını ve satış bedelini ödediklerini, açtıkları tapu iptal ve tescil davasının reddedildiğini, davalıların sözleşme ile tapuda ferağ vermeyi kabul etmeleri durumunda 1983 yılı değerleri ile 2.500.000 TL. cezai şart ödemeyi kabul ettiklerini, yine taşınmazın üzerinde vakıf hissesi bulunduğundan, sözleşme uyarınca satın aldıkları davalılara ait ve kendilerine ait paylar için Vakıflar Genel Müdürlüğüne 11.6.1985 tarihinde 5/6 hisse karşılığı 400.050 TL. ödediklerini, davalıların tapuda ferağ yanaşmamaları nedeniyle, davalı Saimeden, 19.12.1983 tarihinde hisse karşılığı ödenen 125.000 TL. Vakıf hisse bedeli ve 2.500.000TL. cezai şart karşılığı olarak, 2001 yılı rayiç değerine uyarlanarak 2.500.000.000 TL., Nadirden 19.12.1983 tarihinde hissesi karşılığı ödenen 125.000 TL., vakıf hissesi bedeli ve 2.500.000 TL. cezai şart karşılığı olarak 2001 yılı rayiç değerlerine uyarlanarak
2.500.000.000 TL. yine davalı Melihadan 10.000.000.000 TL. olmak üzere toplam 15.000.000.000 TL. nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte ödetilmesini istemişlerdir.
Davalılardan Saime, davacılardan satış bedeli almadığını, sözleşmenin geçersiz olduğunu bildirerek, davanın reddini savunmuş, diğer davalılar davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davaya konu edilen 21.11.1983 ve 19.12.1983 tarihli sözleşme dir başlıklı belgenin 1.bendinde 53 ada 3 parsel, 2.bendinde 363 ve 364 parsel nolu uyuşmazlığa konu edilen taşınmazların satış bedelinin 1983 yılı rayiçleri üzerinden alındığı açık ve belirgindir. Yerel mahkemece, sözleşmede satış bedelinin gösterilmediği ve dolayısıyla ödenmiş bir bedelin kabul edilemeyeceği gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Mahkemenin bu gerekçesine, sözleşmenin bu açık hükmü karşısında katılma olanağı bulunmamaktadır.
Taraflar arasındaki satım sözleşmesine konu taşınmazın tapulu olduğu yönünde bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir. (MK.706, BK. 213, Tapu Kanunun 26 ve Noterlik Kanunun 60. mad.leri) O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi, taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilir.
Ne var ki, hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi "denkleştirici adalet" düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, M.K. nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının direnmelerine neden olacaktır.
Tüm bu açıklamalar ışığında, somut olaya bakıldığında, 19.12.1983 ve 21.11.1983 tarihinde 3,363 ve 364 parsel nolu taşınmazlar haricen satılıp teslim edilmiş ve 1983 yılı rayiç değerlerinden bedelleri alınmıştır. Bu para satış tarihindeki alım gücü ile davalıların mal varlığına girip kalmıştır. Harici satım sözleşmesinde, tapunun hangi tarihte verileceği konusunda bir açıklık da bulunmamaktadır.
Diğer yandan iadenin kapsamını belirlemede, geçersiz sözleşmenin artık ifa edilemeyeceğini öğrenildiği tarih önem arz eder. İade hakkını kullanmakta geciken alacaklı kendi kusuru ile artan zararını iade borçlusundan isteyemez.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş; satışa konu 3.363 ve 364 parsel numaralı taşınmazların başında uzman bilirkişi marifetiyle keşif yapılarak, taşınmazların 1983 yılındaki rayiç değerleri belirlenerek, belirlenen bu bedelin davalıların murislerine isabet eden hisse değeri saptandıktan sonra, bu bedelin çeşitli ekonomik etkenler nedeniyle azalan alım gücünün, (enflasyon, Tüketici Eşya Fiyat Endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs.) ortalamaları alınmak suretiyle tapu iptal ve tescil davasının kesinleştiği tarihteki ulaşacağı alım gücü, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı bu yollar belirlenecek miktara istemle de bağlı kalınarak hükmedilmelidir. Mahkemece, aksi yazılı düşüncelerle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenle davacıların diğer temyiz itirazlarının reddine, temyiz olunan kararın 2. bentte açıklanan nedenle davacılar yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 375.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 23.09.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy