(4721 S. K. m. 995)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat Özlem Koyuncu ile davalı vekili avukat Enver Alcan duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Davacı, Bakanlar Kurulu kararı gereği devraldıkları İstanbul Bankası A.Ş. ile davalı arasında düzenlenen 07.05.1982 tarihli, düzenleme şeklinde zilyetlik devir satış ve kat irtifakı kurma satış vaadi sözleşmesi ile davalıdan 11.000.000.-TL bedelle devir alanın taşınmazı halen hizmet binası olarak kullandıklarını, sözleşme gereği 10 yıl içinde tapu devri yapılması gerektiği halde, yapılmadığı gibi, taşınmazın Hazine adına hükmen tescili nedeniyle Hazineye ecrimisil ödemek zorunda kaldıklarını ileri sürerek, taşınmazın dava tarihi itibariyle rayiç bedeli olan 230.000.000.000.-TL, hazineye ödenen ecrimisil 1.500.000.000.-TL ve işlemiş faiz olarak 208.249.999.-TL olmak üzere toplam, 231.708.249.999.-TL'nin yasal faiziyle tahsilini istemiştir.
Davalı, sözleşme ile mülkiyet naklinin taahhüt edilmediğini, sadece zilyetliğin devredildiğini, 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, kaldı ki, davacının ancak satış bedeli olan 11 milyonu isteyebileceğini onun da ipotekle temin edildiğini, savunarak zamanaşımı ve esastan davasının reddini dilemiştir.
Mahkemece, sözleşmedeki edimin imkansız olmasında davalının kusuru bulunmadığı, davacı tarafça bunun öngörülebilir olduğu gerekçesiyle ecrimisil talebinin reddine, 11.000.000.-TL'nin 17.05.1982 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle tahsiline karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacının dayandığı 17.05.1982 tarihli ve İstanbul 19. Noterde düzenlenen sözleşme, mülkiyetin nakli borcunu doğuran geçerli bir sözleşme olup, tarafları bağlar. Davalı bu sözleşme ile dava konusu taşınmazın mülkiyetini devretmeyi vaat etmiş ve zilyetliğini de devretmiştir. 1982 yılında sözleşme yapılıp taşınmaz davacıya teslim edildikten sonra, dava konusu taşınmazın mülkiyetinin Hazineye ait olduğuna kesinleşen mahkeme kararı ile hükmedilmiş ve bu şekilde davalı edimini yerine getirme imkanını kaybetmiştir. Edimin imkansızlaştığı tarih olan, taşınmazın Hazine adına tesciline dair kararın kesinleştiği tarih, ifanın imkansız hale geldiği tarihtir. Taşınmazın mülkiyeti Hazineye verildiğine ve hazinece geçmişe yönelik ecrimisil istendiğine göre, davalı aldığı satış bedeli kadar sebepsiz zenginleşmiştir. Öyle olunca davalı aldığı satış bedelini ifanın imkansız olduğu tarih itibariyle iade etmek zorundadır. Sözleşmede her ne kadar taşınmazın mülkiyetinin davacıya devrinin mümkün olmaması halinde alınan paranın aynen iade edileceği belirtilmiş ise de satış tarihi ile ifanın imkansız hale geldiği tarihler arasında geçen süre nazara alındığında, enflasyon ve çeşitli nedenlerle paranın aynen iadesi halinde davalının yine sebepsiz olarak zenginleşeceği ve adalet ilkelerine de uygun olmayacağı, davacının ödediği paranın, aynen iade edilemeyeceği hususu açık ve belirgindir. İfanın imkansız hale geldiği tarihte ulaşacağı alım gücü denkleştirici adalet ilkelerine göre belirlenerek bulunacak miktarın ve yine davalının edimini yerine getirmemesi nedeniyle davacının Hazineye ödemek zorunda kaldığı ecrimisil miktarının davalıdan tahsiline karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, 375.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 05.10.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy