(818 S. K. m. 193, 197)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalı adına trafikte kayıtlı 06 ZN 304 plaka numaralı aracı Ankara 2. Noterliğince düzenlenen 4.7.2002 tarihli sözleşme ile bu kişiden kaydın devraldığını, davalıya ait motorlu taşıtlar vergisi ve trafik cezalarını ödemek zorunda kaldığını, tüm bunlar yetmiyormuş gibi davalının işyerine ait vergi borcundan dolayı aracın trafik kaydına tedbir konulduğunu öğrendiğini, ihtarname çekip tedbirinin kaldırılmasını istediğini, davalının buna uymadığını ileri sürerek sözleşmenin iptalini, satış bedeli, trafik ve vergi cezası olarak ödediği toplam 5.236.582.920 TL.nın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, araca ait vergi ve cezaları satıştan önce kendisi ödeyip, satış gerçekleştirildikten sonra ödeme makbuzlarının davacıya verdiğini, işyerinin vergi borcu nedeniyle araç trafik kaydına konulan tedbiri başka bir araç üzerine aldırtacağını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, aracın mülkiyetinin noter satış tarihi itibariyle tüm mükellefiyetleri ve trafik kaydındaki şerhlerle birlikte alıcı davacıya geçtiği, o nedenle davacının sözleşmenin feshini isteyemeyeceği ancak aracın mülkiyetini kazanmadan önceki döneme ait ödediği trafik ve vergi cezalarını isteyebileceği gerekçe gösterilerek sözleşmenin feshine ilişkin talebin reddine, 748.810.000 TL.nın tahsiline karar verilmiş; hüküm, her iki tarafça temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davacı, davalıdan adına kayıtlı aracı noter sözleşmesi ile satın aldığını, aracın hukuki ayıplı bulunduğunu ileri sürerek sözleşmenin feshini, ödediği satış bedeli ile vergi ve trafik cezalarının tahsilini istemiştir.
Dosyada yer alan belgelere göre aracın 4.7.2002 tarihinde davalı tarafından davacıya kati satışının yapıldığı anlaşılmaktadır. Araç kaydına işlenen haciz şerhinin bu tarihten önceki kayıt malikinin borçlarından dolayı konulduğu uyuşmazlık konusu değildir. Esasen aracın trafik kaydına konulan haciz şerhinin davalının işyerinin vergi borçlarına ait olduğunu ve bu borçları ödemeyi davalı kabul etmiş olup, bu beyanı kendisini bağlar. Bir davada maddi olguları bildirmek taraflara ait bunun hukuki nitelemesini yapmak ise hakimin görevidir. Somut olayda aracın kaydında bulunan kayıt malikinin borcuna ilişkin haciz şerhi hukuki ayıp niteliğinde olup, bu şerh nedeniyle aracın her an zaptedilmesi mümkündür. Bu nedenle BK.nun zapta karşı tekeffül ile ayıba karşı tekeffül hükümleri somut olayın özelliğine göre iç içe girmişlerdir. B.K. 193/2 fıkrası, alıcının satılanın ayıbını bilmiş olması halinde onu satın almayacağına dair bir hal karinesi getirmiş olup, bunun oluşan halden anlaşılması halinde de satımın feshinin dava edilebileceği açık ve belirgindir. Davalı, yargılama aşamasında haczin kendisine ait borç nedeniyle aracın trafik kaydına konulduğunu kabul etmiştir. Kayıt malikinin borcundan dolayı haciz şerhinin varlığını bilen alıcının bunu bu haliyle satın alması hayatın olağan akışına da ters düşer. Davalının borcun kendisine ait olduğuna ilişkin kabul beyanı bir yerde BK. 197. maddesindeki teminatla da örtüşmektedir. Trafik sicilleri tapu sicilleri gibi aleniyet prensibine tabi sicillerden değildir. Taşınmaz satışına ilişkin devir ve temlik işlemlerinin bizzat tapu sicil müdürlüklerince yapıldığı kayıtlarındaki her türlü kısıtlamaların ilgililerine satış aşamasında duyurulduğunu bilinen bir gerçektir.
Oysa trafik siciline tescili araçların alım ve satımları bu sicillerin tutulduğu daireler dışında noterliklerce yapılmaktadır. Noter satışlarında ise araçların trafik vergi borçları olmadığına ilişkin inceleme belge üzerinde yapılmakta olup, trafik sicilleri hakkında her hangi bir kısıtlayıcı şerh bulunup bulunmadığı yönünde bir araştırma yapılmamaktadır. Somut olayda davacı, aracın üzerinde haciz şerhinin bulunduğunu öğrenmesini takiben derhal davalıya gerekli ihbarı yapmıştır. Hal böyle olunca davacının satış sırasında hukuken ayıplı olduğunu ve bu ayıbı bilen davacının aracı bu haliyle aldığının kabulü hayatın olağan akışı ile bağdaşmaz. Açıklanan bu nedenlerle davacının satımın iptaline ve satış bedeli olarak ödediği paranın tahsiline karar verilmesi gerekirken değinilen bu yönler gözetilmeksizin yazılı şeklide hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenle davalının temyiz itirazlarının reddine, ikinci bent gereğince temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 14.09.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy