(1086 S. K. m. 1) (818 S. K. m. 215, 217) (Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik m. 2, 5, 6)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat Şule sayın ile davalı Düzce Belediye Başkanlığı vekili avukat İsmail Saygan'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacı kurum, davalılardan Enver ve Semiha Göle'ye ait taşınmazı 25.8.1989 tarihinde satın aldıklarını, 12.11.1999 tarihinde meydana gelen depremde binanın ağır hasar gördüğünü binanın usulüne uygun yapılmadığı için bu hasarın meydana geldiğini, davalı Belediyenin de binaya ruhsat verdiği için sorumlu olduğunu ileri sürerek 269.218.620.000 TL. zararının tazminine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Belediye, davacının hizmet kusuruna dayanarak tazminat talebinde bulunduğunu, idari yargının görevli olduğunu bildirmiş diğer davalılar ise zamanaşımı definde bulunmuşlardır.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1- HUMK. 1. maddesi gereğince mahkemelerin görevleri yasa ile düzenlenir. Bu itibarla görev kamu düzenine yöneliktir. Davanın her aşamasında mahkemece resen gözetilmesi gerekir. Davalı Düzce Belediyesinin olaydaki sıfatı hizmet kusurundan kaynaklandığından davacı ile Belediye arasındaki davanın çözüm yeri idari yargıdır. Mahkemenin bu yönü gözardı ederek Belediye hakkındaki davanın idari yargının görevli olması nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekirken esastan reddi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2- Diğer davalılarla davacı arasındaki ilişki BK. 215. maddesinden kaynaklanan taşınmaz satımına ilişkindir. Anılan yasanın 217. maddesinin göndermesi ile taraflar arasındaki uyuşmazlıkta menkul satımına ilişkin hükümlerin kıyasen uygulanacağı açık ve belirgindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık ayıba karşı tekeffül hükümlerinden kaynaklanmaktadır. Davacının davalılardan satın aldığı taşınmaz 1999 Kasım depreminde hasar görmüş olup, davada bu nedenle açılmıştır. Yerel mahkemece binanın 1975 tarihli Afet bölgelerinde yapılacak yapılar hakkındaki yönetmeliğe uygun yapıldığı ve o şiddette bir depremin binayı yıkmasının mümkün olduğundan hareketle, değişik anlatımla illiyet bağı kesilmesi nedeniyle red kararı vermiştir. Oysa mahkemenin böyle bir karar varabilmesi için 1975 tarihli Afet Bölgelerinde yapılacak yapılar hakkındaki yönetmelik hükümlerini olaya uygulaması ve konusunda uzman bilirkişi kurulundan taraf ve yargı denetimine elverişli rapor alınması gerekir. Hükme dayanak bilirkişi raporlarında soyut ifadeler bulunmakta olup ayrıntılar üzerinde durulmamıştır. Mahkemece yerinde keşif yapılıp 9.6.1975 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan Afet Bölgelerinde yapılacak yapılar hakkındaki yönetmeliğin 2. maddesinde üzerine bina yapılamayacak arazilerin tanımı yapılmış, aynı yönetmeliğin 5. maddesinde ise deprem afetinden korunmada geçerlilik kuralları ve bunun kapsamı belirlenmiştir. 6. maddede betonarme yapılar ve buna ilişkin genel kurallar özellikle 6.5 maddede temel zemini ve temellerle ilgili ve bunların bağlantılarına ilişkin hükümler, aynı maddenin diğer fıkralarında ise kolonlar ve kirişlerle ilgili hükümler ile bunların birleşim bölgelerinde ne şekilde işlem yapılacağı belirlenmiştir. Hal böyle olunca öncelikle davaya konu olan binanın niteliklerinin bu yönetmeliğin az yukarıda açıklanan hükümlerine göre belirlenmesi ve yönetmelik hükümlerine göre temel, kiriş, kolon ve bunların bağlantıları ile kullanılan malzeme ve miktarlarının açıklanması gerekir. Aynı yönetmeliğin 13.4.2 maddesinde güvenilir varsayımlara ve arazi gözlemlerine dayanan deneysel, ampirik ya da teorik yaklaşımlarla saptanmadıkça zemin hakim periyodunun bu maddenin ekindeki tablodaki değerlere göre hesaplanabileceği ancak bu değerlerin taban kayası ya da eşdeğer özelliklerdeki taban formasyonu üzerinde yer alan zemin tabakalarının 50 m. Mertebesinde bir kalınlığa sahip olması halinde geçerli olacağı, zemin tabakalarının 50 m. mertebesinden farklı kalınlıklara sahip olması halinde, kayma dalgası hızı ve tabaka kalınlığının deneysel, ampirik ya da teorik olarak daha duyarlı bir şekilde saptanmasına değinilmiş ve buna ilişkin denklemi de bildirmiştir. Devam eden hükümlerde hesaplama için gerekli olan değerlerin deneysel, ampirik ya da teorik olarak daha duyarlı bir şekilde saptanamaması halinde tablo 13.1'deki değerlerin kullanılabileceği açıklanmıştır. Aynı maddenin (Not) başlığı altındaki bölümünde ise; niteliği bildirilen yapılarda, gerek temel sisteminin ve taşıma gücünün tayini, oturmaların hesabı vb. zeminle ilgili problemlerin güvenilir bir şekilde çözümlenebilmesi, gerekse zemin hakim periyodunun gerçeğe yakın bir şekilde saptanabilmesi amacıyla usulüne uygun sismik çözümlemeler ve yeteri kadar arazi ve laboratuar deneyleri yapılması gerektiğine işaret edilmiştir. O halde, öncelikle dava konusu binanın oturduğu zeminin niteliği üzerinde durulması ve bu niteliğe göre yönetmeliğin 13. maddesindeki tüm hükümler birlikte değerlendirilip deneysel, ampirik, ve teorik yaklaşımlarla zeminin mevcut durumu gözetildikten sonra ne gibi işlemler yapılması gerektiğinin açıklığa kavuşturulması gerekir. Oysa bilgilerine başvurulan bilirkişiler uyuşmazlığın çözümünde gözetilmesi gereken az yukarıda açıklanan afet bölgelerinde yapılacak yapılar hakkındaki yönetmeliğin tüm hükümlerini gözönünde tutarak, binanın bu yönetmelik hükümlerine uygun biçimde yapılıp yapılmadığı ve aynı yönetmelikte belirtilen zemin etüdlerinin, binanın oturduğu zemine göre değerlendirmeye tabi tutulup tutulmadığını ve somut olayın yönetmelikteki verilere göre değerlendirilmesini yapmadıklarından düzenlenen rapor hükme esas alınamaz. Mahkemece değinilen yönler üzerinde durularak, konusunda uzman bilirkişi kurulundan 9.6.1975 tarihli yönetmelik hükümlerine göre bu yönetmeliğin tüm hükümleri gözetilerek değerlendirme sonuçlarını içeren, taraf, yargı ve Yargıtay denetimine elverişli rapor istenmeli, gerektiğinde önceki bilirkişi raporlarının hangi yönlerden kabule elverişli olup olmadığı hususları açıklattırılmalı ve hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmelidir.
Mahkemece bu yön gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Sonuç: 1.bentte açıklanan nedenle temyiz olunan kararın görev yönünden, 2.bentte açıklanan nedenle davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 375.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davalılardan alınarak davacıya ödenmesine, 12.10.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy